Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

Sayı 7 · Dosya

Muktedirin korkusu laiklik mücadelesi

11 Aralık 2025

Laiklik; yasaların ve kamusal yaşam alanlarının; dini referanslara, kutsallara, dogmalara göre değil akla ve bilime dayalı olarak düzenlenmesidir, insan haklarının ve toplumsal barışın güvencesidir. Laik devletlerin dini yoktur ve yurttaşlar, inançlarından dolayı ayrımcılığa uğrayamaz. Türkiye anayasal olarak laik olsa da ülkemizdeki laiklik mücadelesi çok kanlıdır. Ankara Üniversitesinin ilk kadın ilahiyatçısı Bahriye Üçok, katıldığı bir televizyon programında “İslam’da örtünmek ve oruç tutmak zorunlu değildir; din, vicdan alanında kalmalıdır.” sözlerinden dolayı hedef gösterildi ve evine gönderilen bombalı paketle öldürüldü. Faililleri ise meçhul bırakıldı. Mersin Kadın Dayanışması Derneği’nde feminist mücadele yürüten Konca Kuriş: “Laiklik inananlar için de iyidir, Allah’a ulaşmanın yolu tarikatlardan geçmez, örtünme zorunlu değildir, kadın ve erkek yan yana namaz kılabilir.” sözlerinden sonra kaçırıldı ve Hizbullah tarafından günlerce işkence görerek katledildi. Cesedi 555 gün sonra bulundu, katilleri ise tahliye edildi. Çorum’da 57, Sivas’ta 35, Maraş’ta 111 yurttaş, inançlarından dolayı hedef gösterilerek katledildi ve failleri meçhul bırakıldı. Kalanlar ölenlerin ardından vasiyet edildiği gibi şiirler yazdı, şarkılar besteledi ama katledilen bu kadar canın ardından artık söz de yoruldu. Ancak laiklik mücadelesi hiç bitmedi…

Yoksulluk kaderimiz değil

Laiklik, iktidarların meşruiyetini dinsel kalkanlarla kurduğu düzeni bozar. Zira “kulluk” söylemiyle yoksulluğu kader gibi sunan iktidar, ancak bu kutsal perdenin ardında rıza üretebilir. Düşman yaratıp toplumu bölmeye dayanan seçim stratejileri de laik bir zeminde işlemez. Aynı mekanizma ataerkide de kendini gösterir: Kadın üzerindeki tahakküm, “kutsal aile” anlatılarıyla korunur; bağımlı ve itaatkâr kadın figürü dinle meşrulaştırılır. Laiklik ise kadınların eğitim, çalışma, siyaset ve eşit yurttaşlık haklarının güvencesidir.

Laiklik ve kadın hakları

Afganistan’da kadınlar 1980’lere kadar eğitim ve çalışma hakkına sahipti; Taliban’ın 1996’da iktidara gelişiyle tüm hakları gasp edildi. Bugün, Afganistan’da dini kurallar gerekçesiyle; kadınların eğitim ve çalışma hakları engelleniyor. 9 yaşındaki kız çocukları evlendiriliyor, cinsel istismara maruz bırakılıyor. Kadınlar toplu tecavüze uğruyor ve taşlanarak işkenceyle katlediliyor. İran’da 1979’dan sonra kadınların eğitim, çalışma, miras ve boşanma hakları sınırlandı. Zorunlu örtünme yasası getirildi ve kadınlar ahlak polisleri, kameralar ve dronelarla denetlenmeye başlandı. Rejimin istediği gibi örtünmeyen kadınlar kırbaçlandı, idam edildi. İran’da 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin “zorunlu örtünme kurallarına uymadığı” gerekçesiyle polis şiddetiyle katledilmesinin ardından ülkede rejim karşıtı geniş çaplı protestolar başladı. Polonya’da ise Katolik muhafazakarlığın güç kazanması sonucu kürtaj yasaklandı. Izabela adlı Polonyalı genç kadın rahminde yaşayamayacak durumda olan fetüse doktorların yasalar gereği müdahale edememesi sonucu yaşamını yitirdi. ABD siyasetinde evanjelistlerin artan etkisiyle 14 eyalette kürtaj yasaklandı. Cinsel istismara uğrayan 10 yaşındaki çocuk, bulunduğu eyalette kürtaj yaptıramadı.

Gerici rejimin laiklik kuşatması

Medeni Kanunla kadınlar mirastan eşit pay alma, boşanma ve resmi nikâh güvencelerine kavuştu; çok eşlilik yasaklandı. Bugün ise yüzyıllık bu kazanımlar yeniden hedefte. AKP iktidarı, kadınların 100 yıl önce Medeni Kanunla güvence altına alınan haklarını 10. yargı paketiyle tartışmaya açtı. Dini motivasyonlarla Türkiye’de kürtaj fiilen yasaklandı ve doğum kontrolüne erişim kısıtlandı. Kutsal aile söylemleriyle İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldı, 6284 uygulamadan kaldırıldı, kadınların nafaka hakkı hedef alındı. Aile yılı ilan edilerek kadın kimliği yok sayıldı, LGBTİ bireylere karşı nefret suçları işlendi. Bugün kız çocukları, “itikadi gerekçelerle” okutulmuyor. Çocuk yaşta evlendiriliyor, cinsel istismara maruz bırakılıyor. Tüm bunların yanında diyanet, siyasi propaganda aracı olarak hizmet ediyor; tarikatlar eğitim, sağlık ve yargıya nüfuz etmiş durumda. Çocuklar tarikat yurtlarında fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalırken AKP’li bakanlar, “Küçüğün rızası vardı, bir kereden bir şey olmaz” diyerek suçları aklıyor. Tarikatlar, seçimden önce iktidara desteğini deklare ederek sadakat tazeliyor. Müritlerine kime oy vermeleri gerektiğini telkin ediyor, bunun karşılığında hukuki kalkana ve kamu ihalelerine sahip oluyor. Bu tablo, laiklik mücadelesinin gerici tek adam rejiminin inanç, beden ve emek üzerindeki tahakkümüne karşı kurulacak en temel siyasal hat olduğunu gösteriyor. Laiklik, bugün Türkiye’de özgürlüğün ve eşit bir yurttaşlığın yeniden mümkün kılınabilmesinin temel koşulu olarak savunulmalıdır.