Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

Sayı 6 · Dosya

Yatacak yerimiz yoksa yatacak yeriniz yok

4 Aralık 2025

Ülkemizdeki üniversite sayısı son 20 yılda hızla artarken, rejimin barınma politikaları yerinde saydı. Öğrenci sayısı katlanırken KYK kapasitesinin yetersizliği, özel yurtlar ve metalaşmış konut piyasası bu açığı fırsata çevirdi. Böylece binlerce öğrencinin eğitim hakkı, piyasa aktörlerinin ve ihmalkâr kamu yönetiminin insafına bırakıldı.

Gerçek ortada, bedelini gençler ödüyor

“Ölmeye değil okumaya geldik” diyen öğrenciler, karşılarında ekonomik olarak çökmüş ve can güvenliğini tehdit eden bir barınma düzeni buluyor. Gençler fahiş kiralara, kapasitesi yetersiz yurtlara ve denetimsiz barınma alanlarının ölümcül risklerine mahkûm ediliyor. Tarikat yurtlarına mecbur bırakılanlar, barınmak için çalışmak zorunda kalanlar, zehirlenme ve ölüm vakaları… Bunlar tekil olaylar değil; barınma krizinin sürekliliğini gösteriyor. Buna rağmen bakanlıkların “yurt sorunu yok, yurtlarımız tam kapasite işliyor” açıklamaları gerçeği perdelemiyor. İktidarın söylemi, öğrencilerin barınma krizine dair en temel istatistiklerle bile anında çöküyor. Yaklaşık 3,8 milyon öğrencinin yalnızca yüzde 26’sı KYK yurtlarına yerleşebiliyor. Geriye kalan milyonlar için barınma bir hak değil, piyasanın insafına bırakılmış lüks bir hizmete dönüşüyor. Bu devasa boşluk gençleri ya yüksek ücretli özel yurtlara ya da güvensiz evlere itiyor. Özel yurtların kapasite yerine fiyat artırarak büyümesi de krizi derinleştiriyor.

Barınmak için çalışmak, çalışırken okumak

Krizin en sert hissedildiği şehir İstanbul. 800 bini aşkın öğrencinin yalnızca yüzde 8’i KYK yurduna girebiliyor; yani her 10 öğrenciden biri bile yurda yerleşemiyor. İzmir’de 173 bin öğrenciye karşı 36 bin, Ankara’da 315 bin öğrenciye karşı yalnızca 45 bin kişilik KYK kapasitesi var. Üstelik burs ve kredilerin 3 bin lira ile sınırlı olması ulaşım ve yemek masrafını bile karşılamıyor. Bu kapasite yetersizliği ve sosyal desteklerin düşüklüğü ekonomik olarak yıkıcı. Özel yurt ücretleri 11 bin ile 70 bin lira arasında değişiyor. Üç öğrencinin birlikte ev tuttuğu senaryoda bile kişi başı maliyet ortalama 12 bin liraya dayanıyor. Asgari ücret 22 bin, emekli maaşı 17–18 bin iken çocukların başka şehirde üniversiteye gitmesi giderek imkânsızlaşıyor. Bu koşullar birçok öğrenciyi eğitimle birlikte tam zamanlı çalışmaya itiyor.

Ekonomik krizin yanında fiziki koşullar da alarm veriyor. KYK yurtları “kapasite artırıyoruz” denilerek odalara eklenen ranzalarla 14–15 kişilik koğuşlara dönüşüyor. Öğrenciler kimi zaman inşaatı bitmemiş, şantiye elektriğiyle çalışan binalara yerleştiriliyor. Hijyen eksikliği, sıcak su kesintileri, altyapı sorunları ve güvenlik zaafiyetleri öğrencilerin sağlığını tehdit ediyor. Ekonomik yükü aşanlar için bile sorun bitmiyor: Ev sahipleri çoğu zaman “öğrenci profili” kiracıları kabul etmiyor. Barınma sorunları öğrencilerin akademik başarısını düşürüyor, sosyal uyumunu ve ruh sağlığını zedeliyor. Yurt bulamayan veya maliyeti karşılayamayan binlerce genç kayıt donduruyor; kimisi memleketine dönüyor; kimisi kent çeperlerinde yaşam standartları düşük, güvenliksiz evlere taşınıyor. Bugün karşı karşıya olunan yalnızca bir kapasite krizi değil, gençlerin eğitim ve yaşam hakkını elinden alan politik bir tercih. Bizleri ya dışarıda fahiş fiyatlarla yoksulluğa ya da içeride güvensiz binalarda ölüme mahkum eden bu düzeni reddediyoruz. Nitelikli, ücretsiz ve güvenli barınma bir ayrıcalık değil, en temel haktır.