Baskı ve çürümüşlük nereye kadar?
Geçtiğimiz hafta ülkemiz için yine skandal, ihmal ve baskılarla dolu geçti. Bir yanda Fon Skandalı yeni haberlerle büyürken diğer yanda bu meseleyi haberleştiren gazeteci Bahadır Özgür gözaltına alındı ve ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.


Fon skandalının merkezinde olan, 2,2 milyar TL’yi halkın cebinden çalan eski Aile ve Sosyal Hizmetler bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın kardeşi Finlandiya Büyükelçisi olarak göreve başladı.
Bu kadar büyük paralar bizlerden çalınırken ihmaller zinciri sonucu oluşan İstanbul ve Kocaeli’de yaşanan sel, biri çocuk 8 yurttaşımızın canına mal oldu. 14 yaşındaki Mahmut Işıldak İsmailağa Cemaati’ne bağlı bir derneğin kaçak olarak işlettiği otoparkın dışarıda bıraktığı elektrik kabloları yüzünden akıma kapılarak hayatını kaybetti. Yoğun yağışa ve sel riskine rağmen çalışmak zorunda bırakılan insanlara ayrılamayan bütçe Saray’ın yandaşlarına peşkeş çekiliyor. Bunun sonucu hepimize ölüm, yıkım ve yoksulluk olarak dönüyor.

Bütün bunları halk görmesin, öğrenmesin diye Saray yargısı gazetecileri gözaltı ve tutuklamalar ile baskılamaya devam ediyor.
Gazeteci İsmail Saymaz ve Murat Ağırel’e ev hapsi verildi, ardından Murat Ağırel ev hapsi süresi içindeyken tutuklandı. Halk TV’ye kayyım atandı, yandaş olmayan nadir televizyon kanallarından birinin sesi daha susturuldu.
Her şey apaçık gözümüzün önünde oluyor, halkın haber alma hakkı gasp ediliyor, sorumlular hesap vermeden hayatlarına kaldıkları yerden devam ediyor; bizler ise her gün daha da yoksullaşıyoruz.
Bu yolsuzluk, yoksulluk ve baskı düzenine tepki vermedikçe her gün daha da alışıyor, alıştıkça duyarsızlaşıyor, duyarsızlaştıkça da çürüyoruz.
Hepimizin aklında tek bir soru var: Bu baskı ve sömürü düzeni nereye kadar devam edecek?
Halkımız her geçen gün daha da yoksullaşırken, ülkemizde ise her geçen gün demokrasi tasfiye edilip herhangi bir muhalif ses susturulurken onurumuzla bu topraklarda yaşamaya devam edebilecek miyiz?
Üniversitemize yapılan yemekhane zammına ses çıkaramadığımız, okuduğumuz habere sansür getirilirken sustuğumuz, cumhurbaşkanı adayımızın tutuklatıldığında boyun eğdiğimiz bir düzen nasıl bizim için mümkün değilse bu düzen de elbette devam etmeyecektir.
AMA NASIL?
Nasıl içinde bulunduğumuz il ve ilçenin çeşitli yargısal ve siyasi oyunlarla belediyesineçökülmesini, irademizin gasp edilmesini engelleyebiliriz? Nasıl bu ülkede insan onuruna yaraşır bir gelecek kurabiliriz?
Şüphesiz ki, bu bataklıktan çıkmak tek başımıza mümkün değil. Toplumun tüm kesimlerinin; gençlerin, kadınların, emekçilerin, emeklilerin, köylülerin tüm farklılıklarına rağmen bu sömürü ve baskı düzenine karşı birleşmesi tek çıkış yoludur.
Bulunduğumuz her yerde hangi partiden, hangi görüşten olursak olalım bu düzene ve ülkemizde bu düzenin cisimleştiği tek adam rejimine karşı omuz omuza, yan yana mücadele etmekten başka çaremiz yok. Ya bu rejimin karanlığı altında bütün toplumla birlikte biz gençler de ezileceğiz ya da toplumun bütün kesimleriyle birlikte| eşitlik ve özgürlük temelinde kendimize bir gelecek kuracağız.