Çare sokağın sesi
Dünyanın dört bir yanında iktidarlar, halkın insanca yaşam taleplerine çözüm üretemez halde. Fransa’dan İspanya’ya ve Brezilya’ya, barınmadan eğitime ve seçim sonuçlarına kadar yaşanan krizler karşısında halk çözümü sokakta arıyor.
Paris’te liseliler okullarının önüne barikat kurarken Madrid’de kiracılar Puerta del Sol’a çadırlarını yeniden dikiyor. Brezilya’da sandıktan hapisteki eski başkanın oğlu önde çıkıyor. Türkiye’de ise Saray rejimi, sandıkta kaybettiği belediyeleri hukuku hiçe sayarak yeniden ele geçirirken yandaşlarını zenginleştiriyor. Öğrenciye sağlıklı bir öğünü, emekliye insanca bir yaşamı çok görüyor. Gazeteciye indirdiği yargı sopası, sıra yandaşa gelince teğet geçiyor. Birbirinden uzak bu sahneler ayrı hikâyeler gibi duruyor. Oysa hepsi aynı noktada kesişiyor: Bize gelecek vaat edemeyen bir düzen. Fark, bu düzene karşı sesin nerede ve nasıl yükseldiğinde. Peki bu sesler bize ne anlatıyor?
FRANSA’DA OKUL BAHÇESİNDEN SIÇRAYAN İSYAN
Liselilerin eşit, kapsayıcı ve güvenli bir eğitim talebiyle başlattığı yerel eylemsellik, polis şiddetine ve medyanın sansürüne rağmen toplumsal muhalefetin tüm bileşenlerini birleştirerek hükümete kimin iktidarda olduğunu gösteriyor. Kısa sürede üniversitelere, öğretmenlere, velilere, sendikalılara yayılan eylemler, birinci ayına yaklaşırken hükümetin sunduğu küçük tavizlere, okulları tatil etme hamlesine, 6 binden fazla gözaltıya ve çok sayıda yaralıya rağmen büyüdü.
Peki Fransa’daki direniş bize ne öğretti? Bunun en net cevabı, elbette örgütlenme biçimleridir. Yerelden başlayan, gençliğin öncülüğünde ilerleyen, tüm kesimler ve sınıflarla birleşerek büyüyen bu direniş, kamuoyunda 68 Mayıs’ını hatırlatacak kadar derinleşti. Bu hareket, birçok derdin dışavurumu olurken, halkın geniş ve ortak taleplerine alternatif yaratmayı başardı.
İSPANYA’DA BARINMA HAKKI MEYDANDA
Fransa’daki eğitim krizi tüm kesimlerin ortak mücadelesine sıçrarken, İspanya’da benzeri bir durum barınma sorunuyla kendini gösterdi. Eylül 2026’da Madrid’de 87 yaşındaki Maricarmen Abascal’ın, fahiş kira artışı nedeniyle 70 yıldır yaşadığı evden polis zoruyla tahliye edilmesi, bireysel bir problemden toplumsal bir mücadeleye dönüştü. 50’den fazla şehirde on binlerce insan sokağa döküldü, Kiracılar Sendikası öncülüğünde meydanlarda çadır kampları kuruldu ve sendikalar genel grev kararı aldı.
Krizin kaynağında, barınmayı tekeline alan küresel yatırım fonları ve yetersiz kalan kamusal koruma var. Sánchez hükümetinin bu fonların konut almasını 2028’e kadar yasaklayan, zorla tahliyeleri 2030’a kadar durduran kararnameleri sağ partilerce parlamentoda reddedildi ve Sánchez 29 Kasım’da erken seçime gidileceğini duyurdu. Sermayeyi karşısına tam anlamıyla alamayan sosyal demokrat hükümet, krize köklü bir çözüm üretemiyor.
BREZİLYA’DA DÜZENİ SAVUNAN GERİDE KALDI
Lula, başkanlık seçiminin ilk turunu yüzde 45,2 ile Flávio Bolsonaro’nun (yüzde 47) gerisinde tamamladı; ikinci tur 25 Ekim’de. Diktatörlüğe karşı sendikalardan doğan İşçi Partisi, yıllar içinde düzeni dönüştürmekten düzeni savunmaya geçti ve değişim talebini aşırı sağa bıraktı. 33 milyon seçmen sandığa hiç gitmedi.
YA BİZ NE YAPMALIYIZ?
Madrid’de evinden atılan tek bir emekli bir ülkeyi meydana döktü. Burada emeklinin yoksulluğu, öğrencinin yemekhanesi ve yurdu, gazetecinin davası, el konulan belediyeler ayrı ayrı yaşanıyor ve ayrı ayrı unutuluyor. İktidar da tam olarak bu ayrılıktan besleniyor: Her kesimi kendi derdine hapsediyor, sesini çıkaranı yargıyla, YÖK’le, türlü aparatla tek tek susturuyor. Brezilya’da düzeni savunmaya çekilen sol sandıkta geriye düştü; burada da bize hâlâ sabredip bir seçim tarihini beklememiz söyleniyor. Böyle bir dünyada yaşamak istiyor muyuz?
İstemiyorsak üç dersimiz var. Fransa’dan: okulun çatısından, yurdun fiyatından başlayan talep, emeklinin maaşıyla ve işçinin ücretiyle buluştuğunda büyüyor, baskı ise yalnız kalanı korkutuyor. İspanya’dan: öfke kalıcı bir örgüte dönüşmedikçe dağılıyor; fakülte meclisleri, öğrenci toplulukları, mahalle dayanışmaları bu yüzden önemli. Brezilya’dan: ne bir seçim tarihini ne bir kurtarıcıyı beklemek, değişim talebini kimseye bırakmamak. Eskiye dönüşü vaat eden bir muhalefet, gençlere gelecek vaat edemez.
Barikat, çadır, sandık. Sandık kimin yöneteceğine karar veriyor; nasıl yaşayacağımıza ise ancak birlikte örgütlendiğimiz yerde biz karar verebiliriz.