Genelgeler sadece Saray rejimini koruyor
Üniversitelerden liselere, eğitim kurumları iktidarın talimatlarıyla şekillendirilmeye ve öğrencilerin söz hakkı yok sayılmaya çalışılıyor. Üniversitelerde YÖK, liselerde ise Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), eğitim kurumlarını iktidarın ihtiyaçları doğrultusunda denetim altına alan bu düzenin başlıca aktörleri hâline geldi.
Üniversitelerin özerkliğini hedef alan YÖK, akademisyenlerin tasfiye edilmesine ve üniversitelerin kayyımlarla yönetilmesine ortak oldu. Liselerde ise MEB, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin iradesini yok sayan uygulamalarıyla aynı anlayışı sürdürüyor.
Üniversitelerden liselere uzanan bu anlayışta eğitim kurumları, özgür düşüncenin ve ortak iradenin alanları olmaktan çıkarılıp iktidarın talimatlarının uygulandığı mekânlara dönüştürülmek isteniyor. Yayımlanan genelgeler de bu yaklaşımın yeni araçları olarak karşımıza çıkıyor.
BASKI REJİMİNİN ÜNİVERSİTEDEKİ YÜZÜ
Bugün bu anlayışın yeni bir örneğiyle karşı karşıyayız. İçişleri Bakanlığının yayınladığı “Üniversitelerde Güvenlik Tedbirleri” genelgesi, üniversiteleri kontrol altında tutulması gereken alanlar olarak görüyor.
İçişleri Bakanlığı’nın 9 Eylül’de yayımladığı yeni genelge kapsamında, üniversitelerdeki mevcut abluka genişletiliyor. Genelgedeki maddeler arasında öğrencilerin kampüslerinde ve yurtlarında, haklarında istihbarat toplanması, sosyal medya hesaplarının izlenmesi yer alıyor. Genelgede, üniversite yerleşkelerine, kapalı devre kamera sistemleri kurularak öğrencilerin düzenli olarak kontrol edilmesi isteniyor.
Üniversitelerdeki Özel Güvenlik Birimlerine (ÖGB), öğrencileri fişlemesi için emir veriliyor. Öğrencilerin kanunsuz yolla elde edilen bilgilerinin emniyetle paylaşılarak haklarında yasal işlemlerin başlatılması için üniversite yönetimlerine talimat veriliyor. Genelgeye göre öğrencilerin, ajanlık faaliyetlerine teşvik edilmesi isteniyor. Genelgede, öğrenci faaliyetleri “teröre müzahir” denilerek kriminalize ediliyor, toplulukların stant açması engelleniyor.
ÜNİVERSİTELER BİZİM, GENELGELER SİZİNDİR!
Üniversiteleri zapt etmek için devletin tüm kurumlarını ve baskı aygıtlarını seferber eden genelgeyi, “Üniversiteler bizim, genelgeler sizindir!” sloganları eşliğinde protesto eden ve genelgeye dair bilgilendirme standı açan Ege Üniversitesi öğrencileri, kampüslerine giren çevik kuvvet ekipleri tarafından gözaltına alındı.
Öğrencilerin güvenliği, kampüslerin polisle doldurulması, kameraların çoğaltılması, sosyal medya hesaplarının izlenmesi ve öğrenci topluluklarının faaliyetlerinin denetlenmesiyle sağlanamaz.
Üstelik öğrencilerin gerçek güvenliğini sağlaması gereken kurumların geçmişteki ihmalleri hafızamızda. Ensar Vakfı’na bağlı tarikat yurdunda intihara sürüklenen Enes Kara, Süleymancıların Aladağ’daki kız öğrenci yurdunda yanarak katledilen 11 öğrenci, KYK yurdunun asansöründen düşerek yaşamını yitiren Zeren Ertaş, KYK yurdunda soğuk suyla duş almak zorunda kaldığı için kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren Kasım Bulgan, Boğaziçi Üniversitesinde katledilen Hilal Özdemir ölümünün birinci senesinde hafızamızda.
LİSELERDE DE AYNI ANLAYIŞ
Üniversitelerde İçişleri Bakanlığının genelgeleriyle bu anlayış, liselerde de Millî Eğitim Bakanlığının uygulamalarıyla kendisini gösteriyor. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in imzaladığı okul güvenliği protokolü de bu örneklerinden biri. Yedi bakanlığın katılımıyla hazırlanan protokol, okullardaki risklerin erken tespit edilmesini ve kurumlar arasında koordinasyon kurulmasını amaçlıyor. Ancak protokolün imzalanmasının üzerinden henüz bir gün geçmişken, Manisa’nın Turgutlu ilçesinde silahlı bir saldırı gerçekleşti; 11 öğrenci yaralandı. Ardından bugün Osmaniye’de bir öğretmenin okul bahçesinde öldürülmesi, eğitim kurumlarında can güvenliğinin sağlanmasına ilişkin soruları bir kez daha gündeme getirdi.
Protokoller imzalanıyor, genelgeler yayımlanıyor ama öğrenciler ve öğretmenler yaşamını yitirmeye, şiddetle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Öğrencileri birbirinden uzaklaştıran, dayanışmayı zayıflatan ve her türlü öğrenci faaliyetini potansiyel bir tehdit olarak gören anlayış, güvenli ve özgür bir eğitim ortamı yaratamıyor.
GÜVENLİĞİMİZİ VE İRADEMİZİ TESLİM ETMEYECEĞİZ
YÖK’ün üniversitelerde, MEB’in liselerde uyguladığı bu anlayışın ortak noktası açık: genelgelerle üniversiteler, protokollerle liseler üzerinde kurulan bu denetim, gençliğin gelecekleri hakkında söz söyleme hakkını hedef alıyor.
Bizim istediğimiz, okullarımıza daha fazla gözetim mekanizması yerleştirilmesi değil; yaşam hakkımızın güvence altına alınması. Öğrencilerin ve öğretmenlerin can güvenliğinin sağlanması ve eğitim kurumlarının herkes için güvenli hâle getirilmesi, imza törenlerinde sıralanan tedbirlerden çok daha fazlasını gerektiriyor.
Üniversitelerimizde ve liselerimizde söz sahibi olmak istiyoruz. Birlikte tartışabildiğimiz, örgütlenebildiğimiz, sorunlarımıza birlikte çözüm üretebildiğimiz bir eğitim ortamı istiyoruz. Bizim güvenliğimiz onların kurduğu ablukanın içinde değil, ortak irademizde ve mücadelemizdedir.