Kampüs buna nasıl bakıyor?
Sıra arkadaşımıza yazıyla ilgili fikirlerini sorduk, burayı kampüs olarak hep birlikte doldurduk:
Hukuki olarak suç olmayan durumların suç şeklinde ifade edilmesine alıştık. Bu rejim, zaten Türkiye şartlarında zor hayatta kalan, ötekileştirilmiş insanların hayatını yaşanılmaz hale getirdi. Sistematik olarak insan sıfatından uzaklaştırılan bireyleri suçlu ilan etmekten utanmadılar. Sokakta yürümekten çekinmeyi, yarına sağ çıkar mıyız diye düşünmeyi normalleştirmişken; bir de kimin suçlu olup olmadığı konusunda bizimle oynuyorlar. Toplumsal rızasını uzun süre önce kaybeden iktidar, baskı araçlarıyla kendilerine tehdit olan renkleri ortadan kaldırmak için her türlü yola başvuruyor.
Sandık gününü beklemek yerine, rejimden kurtulmayı örgütleyen bir muhalefet için eyleme geçen her formu ortadan kaldırmaya çalışmak, bu iktidarın vazgeçilmez politikası oldu.
Şimdi tam olarak sonuç ne? Bu ülkede kaç kişi evine giderken güvende hissediyor? Sokakta yürürken kaç kere arkanıza bakıyorsunuz? Sonuç şu, sokaktan suçlular yerine birbirine sahip çıkan dostları ayıkladığınız için kimse pek de güvende değil. Bize belli grupları hedef gösterip halk birlik ve beraberliğini bozmak olduğunu anlatmayı es geçtiler. Ama eminim ki bir gün bir nefret suçuna kurban gittiğim zaman; Bilal Erdoğan bunun açıklamasını anneme yapacaktır, tıpkı Rojin’in babası Nizamettin Kabaiş’e yaptığı gibi. Bu yazı sizin için bir şeyleri netleştirdiyse sıra arkadaşının elinden tut -ya da öp- ki sıradaki o bu şu olmasın, biz olarak hareket edelim.