Bir provokasyonun anatomisi
ODTÜ Bahar Şenliği’nde yaşananlar, bir öğrenci gerginliği ya da anlık bir reaksiyondan ibaret değil. İktidarın krizini örtbas etmek için milliyetçi hezeyanları nasıl bir aygıt olarak kullandığını ve gençlik hareketinin bu kuşatmaya karşı ne yapması gerektiğini Ünlem olarak inceliyoruz
Öğrencilerin yıllardır omuz omuza, kolektif bir akılla ve büyük bir inatla sürdürdüğü ODTÜ Bahar Şenliği, her yıl olduğu gibi bu yıl da Devrim Yürüyüşü’nün coşkusuyla başladı. Şenliğin ilk gününde konserlerle, panayır alanlarıyla bir arada yaşam pratiğinin inşa edildiği kampüs ortamı, organize bir saldırının hedefi haline geldi.
Şenlik sırasında Zafer Partisi uzantısı olduğu anlaşılan bir grubun sahneyi yuhalamasıyla başlayan ve hızla “Türk bayrağına saldırıldı” yalanı üzerinden köpürtülen olaylar dizisi, iktidar medyası eliyle anında bir linç kampanyasına dönüştürüldü. ODTÜ’de bayrağa yönelik herhangi bir saldırı olmadığı gibi, Devrim Yürüyüşü boyunca bizzat devrimci öğrenciler tarafından taşınan bayraklar bu kara propagandanın açık yalanlamasıydı.
SUNİ KRİZLER VE İKTİDARIN APARATLARI
Bu noktada sorulması gereken soru, bayrağın kime ve neye karşı bir kalkan olarak kullanıldığı. Türk bayrağı, AKP karanlığına ve onun yarattığı derin yoksulluğa karşı kampüslerde birleşen gençliğin öfkesini manipüle etmek isteyen bir avuç provokatör tarafından kirli bir siyasete kılıf yapıldı. Gençliğin ısrarla vurguladığı gibi; tarih boyunca ABD ve NATO içinde görev üstlenen güçlerin bugünkü mirasçıları, Saray rejiminin hizmetine sokulmuştur. Bu grupların temel işlevi, gençliğin anti-emperyalist ve demokratik talepler etrafında birleşmesini engellemek ve muhalefet cephesini içeriden bölerek güçsüz düşürmektir.
Olayların hemen sonrasında sosyal medyada estirilen organize linç dalgası ve provokatif hesapların “Bu gece gözaltı haberlerini bekleyin” diyerek devletin kolluk kuvvetlerinin atacağı adımları önceden müjdelemesi, meselenin sıradan bir kampüs içi tartışmadan ibaret olmadığını gösteriyor. Bu durum; emniyet, medya ve iktidar uzantısı paramiliter akılların ortaklaşa yürüttüğü, düğmesine önceden basılmış bir algı operasyonunun ta kendisidir. Asıl amaç, demokratik haklarını savunan öğrencileri kriminalize etmek, kampüsün güvenli ve özgür ortamını bir kavga arenasına çevirerek gençliğe kendi gerçek sorunlarını yani derinleşen sömürüyü, ekonomik krizin yarattığı geleceksizliği ve tek adam rejiminin boğucu baskılarını unutturmaktır.
68 RUHUNDAN BUGÜNE TAM BAĞIMSIZLIK İRADESİ
ODTÜ tarihi, bağımsızlık iradesinin tarihidir. Vietnam Kasabı Komer’in arabasını ateşe veren 68 ruhu, şenliğin ilk gününde “Denizlerin yolunda yürüyoruz!” diyerek yürüyen binlerce gencin sloganlarında yaşamaya devam etmektedir. “ABD’yi bölgemizden, tek adamı ülkemizden göndereceğiz!” diyenlere yönelik bu tahammülsüzlük, tam da bu anti-emperyalist uyanıştan duyulan korkunun eseridir.
Memleketin her karış toprağının sermayeye peşkeş çekilmesine ve ülkenin emperyalizme bağımlı kılınmasına karşı verilen mücadele, işbirlikçi iktidarlara karşı özgürlüğü haykıran bir varoluş kavgasıdır. Bugün biz öğrencilere düşen en büyük sorumluluk, iktidarın birleşik mücadelemizi bozmak için sahneye koyduğu bu oyunlara düşmemektir. İktidar, bizi birbirimize düşürmeye çalışırken; bizler kampüslerimizde laik, eşitlikçi ve özgür düşünce ortamını var gücümüzle savunmalıyız. AKP-MHP rejiminin dayattığı bu karanlığa, baskı ve gözaltı terörüne karşı 19 Mart’ta gösterdiğimiz büyük dayanışmayı hatırlamak zorundayız. Demokratik ve tam bağımsız bir Türkiye mücadelesi, provokasyonlarla sindirilemeyecek kadar köklü bir geleneğe yaslanmaktadır.
Ünlem olarak kampüslerden yükselen bu sese ortak oluyoruz: Gençliği bölmek için tezgâhlanan bu oyunları omuz omuza vererek bozacağız.