Dünyayı döndürenlerin günü: 1 Mayıs’ın direnişle yazılan tarihi
Marksist tarihçi Eric Hobsbawm, 1 Mayıs’ı “yılbaşı dışındaki tüm günlerden daha evrensel bir gün” olarak tanımlar. Çünkü 1 Mayıs, dünyayı var edenlerin, yani üretenlerin sınırları aşan ortak sesidir. Hayatta kalmak için emeğini satmaktan başka çaresi olmayan ve emeği üzerinden başkalarının kâr ettiği herkes işçi sınıfının bir parçasıdır. İnşaat iskelelerinde can veren güvencesiz işçiyle, cam plazalarda klavye başında tükenen beyaz yakalı; emeği sömürülen öğretmenle, yarı zamanlı çalışmaya mahkûm edilen üniversite öğrencisi aynı çarkın içinde eziliyor. Bir avuç azınlığın kâr ettiği bu düzene karşı 1 Mayıs, sömürüye başkaldırının tarihidir.
MÜCADELENİN TARİHİ
Peki bu mücadele günü nasıl başladı? 1886 yılının 1 Mayıs’ına denk gelen cumartesi günü, merkezi Chicago olmak üzere ABD’nin onlarca eyaletinde işçiler genel grev ilan etti. İlk gün katılım sayısının 350 bin ila yarım milyon arasında seyrettiği eylemlerin merkezinde New York, Detroit, Milwaukee ve Chicago vardı. Grevin temel sloganı olan 8 saatlik çalışma talebi, eylem marşına da yansımıştı: “8 saat iş, 8 saat dinlenme, 8 saat canımız ne isterse!”
4 gün süren eylemlerin sonunda, polisin işçilere ateş açmasıyla çatışmalar çıktı. 1 Mayıs grevini örgütleyen 4 işçi lideri tutuklandı ve idamlarına karar verildi. İdam kararının verildiği mahkemede, işçi önderlerinden Albert Parsons, “Eğer asılırsam cani olduğumdan değil, emekçi olduğumdan asılacağım!” dedi. Önderler, idam sehpasına götürülürken o dönemde Enternasyonal marşı olan Marsilya’yı söylediler. August Spies’in asılmadan önceki son sözleri şunlardı: “Gün gelecek sessizliğimiz, bugün astığınız seslerden çok daha büyük olacak”.
Sosyalist Enternasyonal, 1886 Amerikan grevi ve mücadelede hayatını kaybeden işçilerin anısına 1890 yılında 1 Mayıs’ı Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü ilan etti.
TÜRKİYE’DE 1 MAYIS
Bu direniş ülkemize de hızlıca ulaştı. 1909’da Bursalı ipek işçisi kadınların, “Daima eziyet, daima sefalet… İşçi kızların genel çığlıkları karşısında niçin bu derecede dilsiz kalıyorsunuz?” diyerek gazetelere yazdıkları mektup, bugün patriyarkaya karşı verdiğimiz feminist mücadelemizin de tarihsel köklerinden biridir. Emek tarihinin en dikkat çeken sayfalarından biri ise ‘Kanlı Pazar’ olarak adlandırılan Mayıs 1977 Katliamı’yla yazıldı. Emperyalizmin CIA ve MİT destekli kontrgerilla çeteleri, yükselen halk muhalefetini kanla bastırmak için Taksim Meydanı’nda 34 kişiyi katletti. İktidarların yıllardır yasaklarla boğmaya çalıştığı Taksim; o günden beri işçilerin, kadınların ve öğrencilerin sökülüp atılamayan ortak hafızası olmuştur. Bugün üniversite koridorlarında “geleceksizlik” kaygısı gitgide derinleşirken, piyasalaştırılmış eğitimin bizi nasıl “itaatkâr, ucuza çalışacak birer iş gücü” haline getirmeye çalıştığını çok iyi görüyoruz. Bilimsel, özerk, demokratik bir üniversite talebimiz; bağımsız ve sömürüsüz bir ülke idealimizden ayrı değil. 1 Mayıs’ta, kapitalizmin sömürü çarklarına, faşizme ve patriyarkaya karşı; amfilerden meydanlara, umudu ve isyanı kuşanarak omuz omuza yürüyoruz.