Emperyalist haydutluk hızla çözülürken...
ABD hegemonyası günden güne zayıflıyor. Soğuk Savaş sonrası tek egemen güç sayılan ABD, İran karşısında yaşadığı yenilgiyle bir “kağıttan kaplan” olduğu gözler önüne serildi. 2009 krizinden bu yana yapısal bir bunalım yaşayan kapitalist sistem, yeni yönelimler arayışında. Küreselleşme ve demokrasi vaadiyle Latin Amerika ve Ortadoğu’ya yapılan müdahaleleri meşrulaştırma çabası artık inandırıcılığını yitirdi. Trump’ın “Güçlü Amerika” sloganı, sermaye çevreleri için bir strateji, halklar içinse boş bir ajitasyondan ibaret. Küreselleşme politikasının iflasıyla ABD; rotasını askeri harcamalara, Çin’in kuşatılmasına ve enerji yataklarının doğrudan kontrolüne çevirdi. Tayvan krizi, Venezuela müdahalesi ve İran saldırıları bu stratejinin parçaları Ortadoğu’da ise askeri gücünü Çin’e kaydırmak isteyen emperyalizm, bölge halklarını İsrail vahşetine terk ediyor. Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında İsrail’e karşı kurulan direniş hattı Irak, Lübnan ve Suriye’de kırılmak istense de İran hedefinde emperyalizm umduğunu bulamadı. “İran medeniyet yok olacak” diyen Trump’ın ateşkese mecbur kalması, ABD’nin kendi sonunu hazırladığının en net göstergesi.
İRAN’DAKİ DURUM
ABD-İsrail hegemonyasının ekonomik çöküşü ve Epstein belgelerini maskelemek için başvurduğu askeri zulümlerin son durağı İran oldu. Küçük kız çocuklarının katledildiği Minab Kız İlkokulu saldırısı ve Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesiyle başlayan terör sürecinde Trump, “Bir günde hallettik” diyerek pişkinlik yapsa da İran’ın direnciyle karşılaştı. 28 Şubat 2026’da Hamaney’in ve yüzlerce çocuğun öldürülmesiyle savaşı kazanacağını sanan emperyalizm, stratejisi çökünce ateşkese yönelmek zorunda kaldı. Bu süreçte en önemli olgu, muhalif İran halkının tavrıdı oldu Saldırıların ilk dalgasında komuta kademesinin hedef alınması azınlık gruplarda sevinç yaratsa da halk, durumun bir “özgürleşme” değil, “Iraklaşma” senaryosu olduğunu hızla fark etti. İnsan hakları yalanıyla yola çıkıp çocukları hedef alan ABD emperyalizmi, İran halkı nezdinde tüm meşruluğunu yitirdi.
Macaristan’da “tek adam” kaybetti
Rejime karşı olan muhalif İran yurttaşlarının kendi temsiliyetlerini ABD emperyalizmi tahakkümüne bırakmaya karşı verdikleri mücadele, Macaristan’da da halkın benzer bir tepkisinin tohumları olacaktı. 12 Nisan genel seçimlerinde Trump’ın desteklediği Viktor Orban kaybetti. Seçim sonrası NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’un galip Peter Magyar ile çalışma hevesi, Minab’da çocuk kanı döken anlayışın Budapeşte’de sadece isim değiştirerek yoluna devam etmek istediğini gözler önüne seriyor.
Tek yol birleşik antiemperyalist cephe
Bu emperyalist kuşatmanın halklar için karşılığı belli: Katliam, yıkım ve ölüm. İsrail barbarlığı Ortadoğu’yu kana bularken, ABD ablukası altındaki Küba’da halk gıda ve elektriğe erişemiyor. Avrupa’da askeri harcamalar artarken eğitim ve sağlık bütçeleri kısılarak halkın temel hakları gasp ediliyor. Üçüncü Dünya Savaşı ihtimallerinin konuşulduğu bu dönemde, sadece sosyal haklarımız değil, yaşam hakkımız da tehlike altında.
Dünya halklarının geleceğinin belirleneceği kritik bir eşikteyiz. Gramsci’nin deyişiyle; “eskinin öldüğü ama yeninin doğmadığı” bir karanlıktayız. Bu “yeni”nin kim olacağı sorusu geleceği tayin edecek. Geleceğimizi ya Epstein pisliğiyle kirlenmiş bir avuç milyarder ya da bu çürümüşlüğe teslim olmayan halkların birleşik antiemperyalist mücadelesi belirleyecek. Aydınlık yarınlar, ancak bu birleşik direniş hattının yaratılabildiği ölçüde mümkün olacaktır.