Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

Sayı 19 · Dosya

Öğrencinin bitmeyen derdi: Gıda güvencesizliği

7 Nisan 2026

Üniversitemizin Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Cemil Yıldızcan, kampüslerde gıda güvencesizliği üzerine yürüttüğü araştırmayı konuşmak üzere Ünlem’in sorularını yanıtladı.

Ünlem: Sizi “gıda güvencesizliği” konusunu çalışmaya iten ilk motivasyon nedir?

Cemil Yıldızcan: Beni en çok düşündüren, öğrencilerin yaşadığı bu meselenin Türkiye’de hâlâ yeterince ciddiye alınmaması oldu. Gıda güvencesizliği genelde yoksul hanelerle ilişkilendiriliyor. Oysa öğrenciler arasında da çoğu zaman görünmeyen ama oldukça yaygın bir sorunla karşı karşıyayız. Öğrenciler dışarıdan bütünüyle aç görünmüyor olabilir; ama öğün atlama, ucuz ve niteliksiz gıdalarla geçiştirme gibi pratiklerle ve besleyici gıdaya düzenli erişememe ile birlikte ilerleyen bir gizli açlık ve gizli gıda güvencesizliği hali var. Temel motivasyonumuz bu görünmeyen sorunu konuşulur hale getirmekti.

Ünlem: Çalışmanız nasıl ilerliyor? Süreç nasıl başladı?

Cemil Yıldızcan: Süreç, yürütücüsü olduğum bir Bilimsel Araştırma Projesi ile başladı ve iki lisansüstü araştırmacımız Burçe ve Gizem’in yanı sıra bize gönüllü olarak destek olan öğrenci arkadaşlarımızın katkılarıyla şekillendi. 300’ü aşkın anket, derinlemesine görüşmeler ve aktivist öğrencilerle bir odak grup görüşmesi gerçekleştirdik. Bulgular bize öğrenciler arasında gizli açlık ve gizli gıda güvencesizliği biçimlerinin yaygın olduğunu gösterdi. Gıdaya erişim kaygısı, çalışan bazı öğrencilerde iş yerindeki baskıya katlanma eşiğini çok fazla yükseltebiliyor. Sürekli karbonhidratla beslenme, ay sonu öğün küçültme ve arkadaş ortamında masraftan kaçınmak için “tokum” demek zorunda kalma çok yaygın. Bu yüzden araştırmayı sadece yemekhane ile sınırlamayıp; öğrencinin evde, yurtta, kampüste ve sosyal hayatta gıdaya nasıl eriştiğine, bu erişimin nerelerde kesintiye uğradığına ve hangi başa çıkma ya da dayanışma pratiklerinin ortaya çıktığına da bakıyoruz.

Ünlem: Anket verilerinde sizi en çok şaşırtan bulgular neler oldu?

Cemil Yıldızcan: En çarpıcı bulgulardan biri, öğrencilerin gıda tercihlerini fiyatın belirlemesi. Araştırmada öğrencilerin yaklaşık üçte ikisi, gıda tercihinde sık sık ya da her zaman sadece fiyat odaklı düşündüğünü söylüyor. Yarıdan fazlası ekonomik nedenlerle sağlıklı beslenemediğini, yaklaşık yarısı ise ay sonuna doğru porsiyon küçültmek zorunda kaldığını belirtiyor. Bu da bize gıda meselesinin istisnai değil, yaygın ve yapısal bir sorun olduğunu gösteriyor. Burada üniversite kantinleri ve yemekhaneler kritik hale geliyor. Çünkü belli ki, öğrenciler için gıdaya haysiyetli erişim piyasa mekanizmaları ile mümkün olamıyor. Fakat araştırmamızın ilk bulguları gösteriyor ki, öğrencilerin yalnızca çok küçük bir bölümü üniversite kantinlerini sağlıklı ve uygun fiyatlı buluyor. Yemekhaneler de çoğu özel üniversitede fiyatları piyasa ile yarıştığı için, devlet üniversitesinde ise uzun kuyruklar, çabuk biten yemekler, vegan ve vejetaryan seçeneklerin yetersizliği gibi sebeplerle erişilebilir değil. Bu yüzden tüm kurumlara sorumluluk düşüyor. Gıdaya erişimin eğitime erişimin ayrılmaz bir parçası olarak görülmesi gerekiyor. Bu yüzden meselenin yalnızca akademik bir bilgi üretimi olarak değil, daha geniş bir gıda adaleti sorunu olarak ele alınması gerektiğini düşünüyoruz ve aktivist eksende araştırmayı yeniden kuruyoruz. Bu kolektif üretime katılmak isteyen herkese kapımız açık.

Ünlem: “Aktivist araştırma” dediniz. Bunu açabilir misiniz?

Cemil Yıldızcan: Kastettiğim şey, gerçeği sadece gözlemlemek değil; onu anlamaya çalışırken daha adil bir yöne doğru dönüştürecek bir bilgi üretmek. Yani hak taleplerini güçlendirip kurumsal dönüşüm sağlamak. Akademide “araştırmacı nötr olmalı” algısı yaygındır ama ben bunu “taraflı olmak” değil, “sorumluluk almak” olarak görüyorum. Önemli olan yöntemde titiz olup veriyi çarpıtmamak. Ancak insanların maruz kaldığı yapısal şiddete ve eşitsizliklere karşı tarafsız kalamayız. Görünmez kılınan eşitsizlikleri görünür kılmanın ve onu dönüştürmek için özürcü olmadan taraf olmanın da akademisyenin temel sorumluluklarından birisi olduğunu düşünüyorum.

Ünlem: Öğrenciler olarak talebimiz ne olmalı, nasıl bir yol izlemeliyiz?

Cemil Yıldızcan: Bizi bulgularımızda en çok etkileyen şeylerden biri gıda güvencesizliğinin öğrencilerin içselleştirdiği bireysel bir soruna dönüşmüş olması oldu. Aç kalma, “öğrencilik hali” denerek ödenmesi gereken bir bedel gibi görülüyor. İyi gıdaya erişemeyen öğrenci durumu kişiselleştirip “benim ya da ailemin imkanı yok” diyor. Sorunu aşma çabası tamamen bireyselleşmiş. Yalnızca daha iyi yemek yiyebilmek için bazı kısa süreli işleri yaptığını belirten görüşmeciler oldu. Bu da bizi “duygular” meselesine götürüyor. Bence öğrenciler önce bu hislerle yüzleşmeli. Utanç ve öfke politik duygular ama çoğu zaman içe kapalı yaşanıyor. Kolektif bir ifadeye dönemiyor. Öğrencilerin deneyimlerini çekinmeden paylaşması ve yediğimiz yemekle kurduğumuz ilişkiyi artık kolektif şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Beslenme, ekonomik olduğu kadar duygusal ve politik bir konu, sanırım önce beslenmenin, öğrencinin bireysel problemi olmadığı konusunu ortak bir zemin haline getirmek gerekiyor.

Ünlem: Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Cemil Yıldızcan: Bunlar yalnızca beslenmeyi değil, öğrencilik deneyiminin nasıl dönüştüğünü de anlatıyor. Ne yiyeceğini önceden bilmek, kampüste bir öğüne güvenebilmek, arkadaşlarıyla hesap kitap yapmadan bir yerde oturabilmek çok temel şeyler. Bunlar aşındığında öğrencilik deneyimi sürekli bir hesap yapma haline dönüşüyor.