Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

Sayı 18 · Dosya

YÖK’ÜN YENİ ABLUKA PLANI: Sarayın disiplini

31 Mart 2026

Üniversiteler 12 Eylül askeri darbesinin mirası olan YÖK’ün yeni bir baskı dalgasıyla bir kez daha karşı karşıya kalıyor. Kuruluş amacı akademik özerkliği yok etmek ve gençlik hareketini kontrol altına almak olan YÖK, bugün partili Cumhurbaşkanı eliyle Beştepe’de hazırlanan 30 maddelik yeni kanun teklifiyle öğrenci üzerindeki denetimini en üst seviyeye çıkarmayı hedefliyor. Mevcut yönetmeliğin iktidarın gözünü doyurmadığı noktada devreye sokulmak istenen bu paket, üniversitenin halihazırda tahrip edilen özgür düşünce alanını kuşatarak tamamen disiplin ve baskı odaklı bir yapı inşa etmek istiyor.

MUĞLAK KAVRAMLARLA GELEN UZAKLAŞTIRMALAR

Meclis gündemine getirilmesi beklenen teklifte en çok “propaganda yapma” ve “iltisaklı olma” gibi ucu açık ifadeler dikkat çekiyor aynı zamanda da büyük bir tehlike arz ediyor. Hukuki belirlilikten uzak olan bu muallak kavramlar, aslında her türlü demokratik protestoyu ya da herhangi bir eleştirel ses çıkarmayı, aykırı düşünceyi suç olarak değerlendirmenin önünü açıyor. Taslak yasalaşırsa kampüste bir bildiri dağıtmak, yemekhane zammını protesto etmek ya da sosyal medyada bir görüş paylaşmak; “propaganda” torbasına atılarak öğrencilerin üniversiteden yıllarca uzaklaştırılmasına hatta doğrudan okuldan atılmasına gerekçe gösterilebilecek.

EĞİTİM HAKKI ATANMIŞLARIN İNSAFINA BIRAKILIYOR

Bugüne kadar Boğaziçi’nde, İTÜ’de, MSGSÜ’de ve Hacettepe’de gördüğümüz hukuksuz uzaklaştırmalar, mezun kartlarının iptal edilmesi ve bursların kesilmesi gibi uygulamalar bu yeni yasayla “rutin” birer cezalandırma aracına dönüşecek. Atanmış rektörlerin eline, öğrencileri kriminalize etmek için sınırsız bir yetki verilecek. Bu durum yalnızca bireysel bir hak ihlalinin ötesinde, aynı zamanda üniversitelerin ilerici ve dönüştürücü gücünü kırma operasyonu teşkil ediyor. Eleştirel aklın ve özgür düşüncenin merkezi olması gereken üniversitelere; şirketler, tarikatlar ve yandaş gruplar doldurulurken buna ses çıkaran öğrenciler keyfi baskılarla susturulmaya çalışılıyor. Ülkenin gittiği karanlığa karşı patlak veren 19 Mart eylemlerinden bu yana artan öğrenci hareketliliği, bu tip baskıcı disiplin yönetmelikleriyle sönümlendirilmek hedefleniyor. Özetle, mevcut yönetmelikte dahi yandaş kayyım rektörler, öğrencilere senelerce uzaklaştırma verirken bu baskı ve kayyım rejimi daha “yasal” hale getirilmek isteniyor.

GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ: ÜNİVERSİTELER BİZİMDİR

Üniversite öğrencileri, artan baskı mekanizmalarının iktidarın toplumsal meşruiyet kaybıyla doğrudan ilgili olduğunun farkında. Barınma krizinden derinleşen geleceksizliğe, en temel demokratik haklardan özerk ve demokratik üniversite talebine kadar her alanda sesini yükselten gençlik, yeni yasal düzenlemelerle sessizliğe mahkûm edilmek isteniyor. Akademik özgürlüğü hedef alan bu hamleler, kampüsleri birer sessizlik sarmalına hapsetmeyi amaçlıyor. Ancak ekonomik krizin ve siyasi baskıların kıskacındaki öğrenciler için üniversiteler sadece birer eğitim alanı değil, aynı zamanda özgürce nefes alabildiğimiz alanlardır. Gençliği susturmaya yönelik her türlü baskıcı kılıf, birleşik irademiz karşısında hükümsüz kalacaktır. Bizler, özgür yarınlar için yan yana durmaya ve üniversitelerimizi savunmaya devam edeceğiz.