Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

Sayı 16 · Dosya

19 Mart’tan bize kalan: Direniş ve Umut

17 Mart 2026

19 Mart’ın üzerinden tam bir sene geçti. Memleketin üzerine serilmeye çalışılan karanlık da barikatları aşarak umut tohumlarının yeşertilmesi de aynı günde birleşti. Bir yanda genel oy hakkının bile tanınmadığı, eylem ve gösteri yasakları bir yanda da öğrencilerin birleşik muhalefetinin yarattığı direniş ve umut. Bir sene boyunca hepimiz bu kaygı ve umut ikileminde sürüklendik. Siyasi iktidarın bizlere dönük her saldırısında kaygılanırken, onbinlerle yürüdüğümüz meydanlarda, bir araya geldiğimiz boykotlarda umutlandık. Peki 19 Mart direnişinin yıl dönümünde nasıl hissetmeli? Ülkemizin ve öğrenci muhalefetinin geldiği durum göz önüne alınırsa umutlu mu olmalı, kaygılı mı?

Bütün bunları tartışmak ve değerlendirmek için 19 Mart’ın sağlıklı bir tahlilini yapmak bir ihtiyaç olarak önümüzde duruyor.

19 MART’TA NE YAŞADIK?

19 Mart günü ve sonrasındaki mücadelemiz ne yalnızca bir parti ne de bir kişi içindi. 24 yıldır geleceğimizi, haklarımızı, özgürlüğümüzü elimizden almaya çalışan, muhalefetsiz bir ülke hayali kuranlara karşı bir aradaydık. Bir gün on binler olduk Beyazıt Meydanı’na aktık, bir gün Galata’da hayatı durdurduk, bir gün Maçka Parkı’nda dolup taştık. Bizlere hayatı zindan etmeye, saltanatları karşısında boyun eğmeye zorlamaya çalışanlara karşı umudun kendisi olduğumuzu gösterdik. Siyasetin ve hayatın öznesi olduğumuzu tekrardan hatırladık.

19 Mart direnişinin en önemli kazanımı da buydu. Ülkenin ve bizlerin geleceğinin ellerimizde oluşunun farkındalığıydı. Bizlere anlatılan “kurtarıcı” masallarına, “evinde otur” yaygaralarına kapılmayan geniş gençlik kitleleri söylenenlere aldırış etmeden ülkesine ve geleceğine sahip çıktı. Halkın iradesinden daha güçlü bir şey olmadığı herkes tarafından (en çok da siyasi iktidar tarafından) tekrar hatırlandı.

BUGÜN NE DURUMDAYIZ?

Siyasi iktidarın bütün aygıtlarıyla saldırılarına karşı ortaya çıkan halk iradesiyle oluşan denge durumu zaman zaman iki taraftan birinin baskın hale gelmesine karşın stabil halde. 19 Mart dönemi ortaya çıkan liselerde, üniversitelerde, meydanlarda on binlerle kendi sözünü söyleyen muhalefetin birleşik eylemi zamanla bir ölçüde geri çekildi ve sürekliliğini kaybetti. Kendi öz örgütlülüklerini yaratamayan halk kitleleri, sendikalar ve meslek odalarının da etkisizliğiyle kendi potansiyelinden çok uzak durumda.

Muhalefetin yaşadığı problem ve risklerin daha çoğunu iktidar için söylemek mümkün.

AKP-MHP rejimi ise kurduğu ve yönetmeye çalıştığı düzende hala bir meşruiyet krizi içerisinde. Yaptığı saldırılarla bu krizi çözmeye çalıştıkça halk kitleleri gözündeki meşruluğunu daha da kaybediyor. Ekonomik krizin gittikçe etkisini arttırdığı; gençlerin, kadınların, emekli ve emekçilerin böyle bir düzende yaşamak istemediği bir konjonktür, iktidar için gitgide daha zor bir hale geliyor. Buna Ortadoğu’daki emperyalist şekilleniş ve bunun ülkemize yansımaları da eklendikçe durum iktidar için daha da katlanılmaz hale geliyor. Özetle umutlu da kaygılı da olmak için çok sebebimiz var.

NE YAPMAYA İHTİYAÇ VAR?

Bu dengeyi bozacak olanın ne olduğu açık. 24 yıllık AKP iktidarının toplumda kendisi açısından tekrar bir meşruluk yaratması imkansız halde.

Halka rejim tarafından vaat edilen tek şey baskılarla, yaşanılan karanlığa boyun eğerek devam etmek. Halkın kendi sözünü söylediği her durumda bocalamasının nedeni bu. İktidarın siyasette kurduğu “oyun”lar sadece meclis ve saray koridorlarında geçerli. Dolayısıyla bu koşullarda belirleyici olanın toplumsal muhalefet olduğu açık. Ülkenin gittiği karanlığı yırtıp atmak da bu karanlığa karşı yeterli mücadeleyi büyütememek de muhalefetin elinde. Herhangi bir partiye ya da kişiye sıkışmayan bir mücadele hattı tek çözüm olarak önümüzde duruyor. Yıl dönümünde 19 Mart deneyimi bizlere bu çözüm biçimini gösteriyor. Çünkü bu mücadele hattının nasıl yaratılacağı ne bir kitapta ne de şabloncu yaklaşımlarla değil halkın kendi mücadelesinden öğrendikleriyle mümkün.