8 Mart’ın tarihselliği ve isyanın güncelliği
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü köklerini, işçi kadınların eşit, özgür, şiddetsiz ve sömürüsüz bir dünya mücadelesinden alır. Cinsiyete, cinsel yönelime, dile, dine, ırka, milliyete bağlı maruz kalınan ayrımcılıklara ve şiddete karşı insanca yaşamı mümkün kılmak için yüzyıllardır sürdürdükleri direnişlerinin sembolleştiği gündür.
120 KADIN İŞÇİ YANARAK KATLEDİLDİ
8 Mart 1857 yılında ABD’de 40.000 kadın işçi; eşit işe eşit ücret, insani çalışma saatleri ve koşulları, işten çıkarmaların son bulması talepleriyle greve başladılar. Polis, kadın işçilere müdahale ederek onları çalıştıkları fabrikaya kilitledi. Fabrikada çıkan yangın sonucu kilitli kapılar ve alandaki barikatlardan dolayı yangından kurtulamayan 120 kadın işçi göz göre göre katledildi. Tüm dünyayı sarsan bu katliamın ardından 1910’da Kopenhag’taki 2’nci Enternasyonal’e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda sosyalist kadın hakları savunucuları Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg’un ortak bir gün belirleyerek Dünya Kadınlar Günü ilan etme önerileri toplantıda oy birliğiyle kabul edildi.
ULUSLARARASI MECRADA 8 MART’IN KABULÜ
Başta, ilkbaharda yapılan bu anmaların 8 Mart olarak saptanması; Sovyetler Birliği’nin kurucusu Lenin döneminde, 1921’de Moskova’da düzenlenen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda gerçekleşti.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün Türkiye’de ilk kez kutlanması da bu tarihlerde gerçekleşti. Moskova’da gerçekleşen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart’ın tarihi kesinleşirken adı da, “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında sosyalizmin yayılmasından çekinen bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda ABD’de gerçekleşen çeşitli gösterilerde anılmaya başlanmasıyla batı ülkelerinde daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.
TÜRKİYE’DE 8 MART
Türkiye’de de dünya genelinde olduğu gibi 1975’ten itibaren 8 Martlar meydanlarda yoğun katılımlı eylemlerle kutlandı ancak 1980 Darbesi’yle Cunta Rejimi’nin yarattığı baskı ikliminden dolayı dört yıl süreyle 8 Mart’larda sokakta herhangi bir eylem yapılamadı. 1984’ten bugüne kadar kesintisiz şekilde çeşitli sosyalist ve feminist kadın örgütlerinin öncülüğünde kutlanan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadınlar ve LGBTİ+lar; hayatlarını, emeklerini, bedenlerini sömüren patriyarkaya karşı meydanları feminist isyanla zapt ediyor. 2003’ten itibaren Taksim’de düzenlenmeye başlanan Feminist Gece Yürüyüşleri, 2019’dan beri valilik yasaklarıyla engellenmeye çalışılıyor. Anayasal haklarını kullanarak katledilen tüm kadınların acısını, öfkesini kuşanan birbirlerinden güç alarak dayanışan kadınlar, bu yasaklara aldırış etmeden meydanlarda isyan sesini yükseltiyor ancak çoğu kez orantısız güçle ve polis şiddetiyle gözaltına alınıyor. Saatlerce ters kelepçeye maruz kalıyor, gözaltında çıplak arama işkencesine ve tacize uğrayan kadınlar ve LGBTİ+lar oluyor. Haklarında yıllar süren yıldırma amaçlı kamu davaları açılıyor.
KATLEDİLEN KADINLAR İSYANIMIZDIR!
Kadınlar ve lubunyalar, devletin; mevcut ataerkil düzeni pekiştiren, kendilerini güvencesizleştirerek şiddete daha açık hale getiren yargı paketlerinin, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin, 6284’ü uygulamayarak koruyucu ve önleyici mekanizmaları işletmeyen politikalarının ve cezasızlığı besleyen infaz düzenlemelerinin sonucunda en çok ateşli silahla ve kutsallık atfedilen ailelerinin içinde katlediliyor. Bu yüzden kadın cinayetleri münferit değil, politiktir! Kadınlar, 8 Mart’larda tüm baskılara rağmen erkek şiddetiyle hayattan koparılan kız kardeşlerinin adlarını haykırarak onların yarım kalan hikayelerini yaşatmaya ve toplumsal hafızayı diri tutmaya çalışıyor.