Emperyalist dizayna karşı laikliği savunmak
Ortadoğu bölgesi on yıllardır emperyalist güçlerin kan, yıkım ve vahşete boğduğu bir “oyun alanı.” Bugün ise Ortadoğu’da etnik ve mezhep savaşlarıyla güç inşa eden ABD emperyalizmi günden güne hegemonyasını kaybediyor. SSCB’nin yıkılmasıyla nihai zafer ilan edilen emperyalist kapitalist sistemin girdiği krizler sonucu yeni aktörler ortaya çıkmaya başlıyor. Çin, Rusya, AB gibi aktörler bu şekillenen yeni düzende kendi pozisyonlarını gözden geçirirken bütün bunların sonucunda ise ABD emperyalizmi hegemonyasını tekrardan tesis etmek için dünyayı açık bir felakete götürüyor. Bir yandan Venezuela işgali, bir yandan Küba ablukasının yoğunlaştırılmasıyla birlikte, ülkemizi de doğrudan ilgilendiren Ortadoğu tüm halklar için yıkım ve katliamlara sürükleniyor.
ABD ELİYLE ŞEKİLLENEN “YENİ” REJİMLER
Suriye’de Esad’ın düşürülmesiyle, Lübnan ve Yemen’in zayıflatılmasıyla İsrail’e karşı direniş ekseni tümüyle kırıldı. Yeni şekillenen Ortadoğu’da ABD-İsrail ekseninde etnik ve dinsel kimliklere dayalı düzenler yaratılmak hedefleniyor. Suriye’de IŞİD kalıntılarının yönettiği bir ülke kurulmaya çalışılırken, Irak’ta kurulan parçalı bir düzen, İran’a yönelik saldırılarla birlikte etnik ve mezhepsel kimliklere dayalı yeni “Taliban rejimleri” kurulmak isteniyor. Bu karanlığa karşı halkların laiklik mücadelesi tekrardan önemini hatırlatıyor.
EMPERYALİZM NEDEN LAİKLİK DÜŞMANI?
Emperyalizm, her zaman yaptığı gibi bölgeye nüfuz etmek için fay hatlarını kullanırken; laikliğin tasfiye edildiği rejimlerde, siyasi iktidar belirli bir mezhebin veya etnik grubun eline geçer. Dışlanan gruplar, emperyalist aktörlerin “kurtarıcı” maskesiyle bölgeye sızması ve savaşlar başlatması için en verimli zemini yaratır. Laiklik, devleti inançlar karşısında tarafsız kılarak bu dış müdahale imkanını kapatır.
Bununla birlikte laiklik emekçi sınıfların da bir kurtuluş aracıdır. Sermaye eliyle sınırsız düzeyde sömürülen emekçilerin dini ve mezhepsel bölünmelerine karşı birlikte mücadele etmesinin ön koşuludur. Emekçi sınıfların daha gelişkin hale gelmesini sağlar. Laiklik bu açıdan sadece bir yaşam tarzı savunusu değil sınıfsal bir mücadeledir.
TÜRKİYE’DE NEDEN LAİKLİK ÖNEMLİ?
Ülkemiz de tam da başta bahsettiğimiz nedenlerle ABD doğrultusunda yeni bir şekilleniş içerisinde. ABD’nin Türkiye büyükelçisi Tom Barrack’ın “Osmanlı Milletler Sistemine dönüş” söylemiyle artık açık açık dillendirilen bir düzen hedefi önümüzde duruyor. “Türk, Kürt, Arap ittifakı” gibi demeçlerle de desteklenen bu kurgunun nasıl bir düzen istediği ortada. Cumhuriyetin bütün kazanımlarının tasfiye edildiği, yerine ise mezhepsel ayrımlara dayalı, seçimsiz, muhalefetsiz bir “cumhuriyet” hayali.
Bu karanlık düzenin inşası, şüphesiz ki laikliğin bütünüyle tasfiye edilmesini zorunlu kılıyor. Bu doğrultuda ülkemizde eğitim tümüyle dinselleştirilirken, şeriata karşı laikliği savunan yurttaşların ev hapsiyle cezalandırıldığı bir garabeti normalleştirmeye çalışmaktadır. Dahası, ülkenin “Talibanlaştırılmasına” itiraz eden bir bildiriye imza atan 168 aydın hakkında bizzat Milli Eğitim Bakanı tarafından suç duyurusunda bulunulması, rejimin laiklik savunucularını nasıl birer “hedef” olarak kodladığının en net göstergesidir.
Bütün bunlar ABD emperyalizminin on yıllardır Ortadoğu’da işlettiği “halkları dini, mezhepsel ve etnik kimliklere bölerek parçalama ve yönetme” yönteminin Türkiye’deki izdüşümüdür. Emperyalizm, bölge ülkelerini ancak onları ortak yurttaşlık ve ulus bilincinden koparıp; cemaatlerin, etnik ayrılıkların ve mezhep çatışmalarının karanlığına iterek kontrol edebilir. Osmanlı Millet Sistemi’ne dönüş hülyası da tam olarak bu parçalanmışlığın, alt-kimliklere bölünmüşlüğün ve emperyalist tahakküme açık hale gelmenin adıdır.
Sonuç olarak; Türkiye’de laikliğin adım adım yok edilmesi, ülkenin bu emperyalist ufka, yani Ortadoğu’nun sonu gelmez yıkım, kan ve parçalanma senaryosuna entegre edilmesinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla bugün Türkiye’de şeriata, tarikatlara ve eğitimin dinselleştirilmesine karşı laikliği savunmak, sadece kültürel bir tercih veya basit bir rejim tartışması değildir. Laiklik mücadelesi; ülkenin emperyalizm tarafından etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden parçalanmasına, karşı durmanın ve bir arada, bağımsız, eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmenin en hayati direniş hattıdır.