İradenin çöküşü ya AKP ya Silivri
Türkiye siyasi tarihi, birçok kez halk iradesinin baskı aygıtları eliyle susturulmaya çalışıldığına tanıklık etmiştir. Ancak 31 Mart 2024 Yerel Seçim sonuçlarından 1 yıl sonra, 19 Mart’ta iktidar eliyle başlayan operasyonlar, tek adam iktidarının kaybettiği meşruiyeti, yargı sopası ve “Ya Biat ya Silivri” ikilemiyle nasıl yeniden tahkim etmeye çalıştığını, olgular ve rakamlar üzerinden inceleyeceğiz.
“Milletin sandıkta verdiği mesajları en isabetli, en objektif şekilde akıl ve vicdan terazimizde tartarak gerekli adımları mutlaka atacağız. Milletin iradesinin üzerine güç tanımıyoruz. Dik duracağız, dikleşmeyeceğiz.” 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin sonuçlarının ardından AKP’li cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın balkon konuşmasında söyledikleri sözler buydu. 31 Mart 2024 yılının üzerinden henüz bir yıl geçmemişken başlayan 19 Mart operasyonları, Erdoğan’ın bu konuşmasını hatırlayanlar için elbette çelişkili duracaktır.
MİLLETİN İRADESİNİN ÖNÜNE GEÇMEYE ÇALIŞAN GÜÇ
Erdoğan, o günkü konuşması boyunca milletin iradesinin ve demokrasinin kazandığını söylemişti. 19 Mart operasyonlarının üzerinden geçen 11 ayda yaklaşık on milyonlarca oy cezaevlerine gönderildi. Cumhurbaşkanı adayı İBB başkanı Ekrem İmamoğlu ile başlayan operasyonların ardından onlarca belediye başkanı hala tutuklu.
19 Mart operasyonlarının ardından gençler, İmamoğlu’na ve ardından gelen belediye başkanlarına düzenlenen hukuksuz yargı süreçlerine karşı sokağa çıkarken, sokakta bulundukça direnişleri genişledi ve yeni anlamlar kazandı: laiklik talebinden geleceksizliğe, demokrasiden eşitliğe ve özgürlüğe taleplerini genişleten gençler, kendilerine atılan “apolitik z kuşağı” gömleğini yırtmıştı. 31 Mart’ta sandıktan çıkan mesaj netti; ancak 19 Mart 2025 sabahı rejimin verdiği cevap daha net oldu: “Ya Biat ya Silivri”.
TABLO NET: BUHARLAŞAN OYLAR
31 Mart 2024’te muhalefete oy veren 17 milyon 391 bin vatandaş, oylarının bu rejime karşı iradesini gösterdi. Ancak 19 Mart 2025 operasyonlarıyla başlayan süreç, Türkiye siyaset tarihinin en büyük “irade gaspı”na dönüştü. Şubat 2026 itibarıyla iktidar partisinin sunduğu “Ya Biat ya Silivri” altın tepsisi karşısında 19 Mart operasyonlarında geldiğimiz nokta şudur:
On milyonlarca vatandaşın oy vererek seçtiği onlarca belediye başkanı, şu an Silivri, Sincan ve Bakırköy cezaevlerinde. Suçları ne? Bu rejim için bir tehdit teşkil etmek.
DEVŞİRİLEN İRADE
Daha vahimi ise dışarıda kalanlar. Hakkında dosya hazırlanan, önüne “Ya tümüyle biat edersin ya da koğuşa gidersin” seçeneği konulan başkanlar. Bu baskıyla parti değiştiren başkanlara 2024’te oy veren en az 2 milyon seçmenin iradesi, rızaları dışında iktidar partisine transfer edilmiştir.
Bu, basit bir sayı değil. Birçok Avrupa ülkesinin nüfusundan fazla bir kitle, sandıkta “A” demiş, baskı zoruyla “B” sonucunu almıştır. Yani yaklaşık olarak, 31 Mart 2024’te muhalefete oy veren her 3 kişiden 1’inin oyu, bugün ya hapistedir ya da zorla AKP hanesine yazılmıştır.
TOPLUMSAL RIZA YOKSA BASKI VAR
Erdoğan, “31 Mart bizim için bir bitiş değil, aslında bir dönüm noktasıdır” demişti. Bu “dönüm noktası”nın muhalefetsiz yeni bir düzen hayali kuranlar için bir kırılma olduğu bugünden bakınca daha iyi anlaşılıyor. Halkın 2024 yılında verdiği mesaj, 2025 yılında hiçe sayıldı. Şimdi ise 2026 yılındayız ve AKP’nin cezaevine gönderdiği belediye başkanlarından kendi bünyesine kattıklarına kadar milyonların oyu kayboldu. Ancak bu tek adam rejimine yetmedi, cezaevine gönderemediği ve kendi bünyesine katamadığı belediye başkanlarının da önünü kesmek için, baskıları arttırarak tümden kuşatma söz konusu.
Siyasetin dilinden ekonomiye, dış politikadan toplumsal yaşama kadar tek adam rejimi, halk rızası olmadan varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Bu sürdürülebilir değildir. Rejimin bekasını sürdürme çabası, mevcut baskı ve ayrıştırıcı politikalarla hem toplumsal muhalefeti parçalamaya hem de farklı halk kesimleri arasında kutuplaşmayı derinleştirmeye yöneliktir. Bu, yalnızca bir siyasi strateji değil; aynı zamanda gerçek toplumsal çözümle bağdaşmayan bir siyaset anlayışıdır. Bunun yanında kendine biat etmeyen herkesi tehditler ve baskılarla kuşatmaya çalışan rejime boyun eğen kişilerin de dönüş hızı halkın midesini bulandırıyor. Zulmedene değil zulmedilene saldıran, bunu da pişkinlikle yapan figürlere de ancak halk iradesi ve onun onuruna sahip çıkma mücadelesi en iyi yanıtı verecektir.