Haydutluğa karşı 68 bizi çağırıyor
Caracas’a 3 Ocak’ta düşen bombalar, ABD emperyalizminin yaşadığı hegemonya krizi nedeniyle benimsediği yeni stratejinin bir sonucuydu. Bu strateji artık daha da vahşileşen ABD’nin kendini ve arka bahçesi olarak gördüğü ülkeleri bir hegomonya mücadelesine hazırlamaktı.

Tarihsel olayları, sadece patlama anlarıyla değil, o patlamaya giden fitilin ateşlendiği süreçlerle okumak gerekir. ABD emperyalizminin 2026’ya girerken Venezuela’da sahnelediği haydutluk, aslında 2025 yılı boyunca Latin Amerika genelinde ilmek ilmek örülen bir kuşatma harekatının final sahnesi olarak karşımıza çıkıyor.
Sandıktaki Sessiz Darbeler
Venezuela’ya giden yol, silahlardan önce sandıklarla döşendi. 2025 yılı, Latin Amerika halkı için “neoliberal restorasyonun” en sert hissedildiği yıl oldu. Kıta genelinde gerçekleşen beş kritik seçimde, ABD Büyükelçiliklerinin ve fonlanan medya organlarının açık desteğiyle sağcı/neoliberal adaylar iktidara taşındı. Bu seçim sonuçları, sıradan birer “demokratik değişim” değildi. Her biri, bölgedeki anti-emperyalist dayanışma hattını kırmak için tasarlanmış hamlelerdi.
Siyasi operasyonlarla istediği mutlak teslimiyeti alamayan ABD, şimdi yöntem değiştirerek doğrudan zora başvuruyor. Üstelik Beyaz Saray, bu işgali “demokrasi” kılıfına sokma zahmetine bile girmiyor. Yapılan açıklamalarda, Venezuela’nın dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olduğu vurgulanarak, “Enerji güvenliğimiz için oradayız” denilmesi, niyetin açıkça yağma olduğunun itirafıdır. ABD, kendi sanayisini ve savaş makinesini beslemek için, Latin Amerika halklarının zenginliklerine el koymaktadır.
Yeni “Ulusal Güvenlik Belgesi”
Bu fiili durumun teorik çerçevesi ise geçtiğimiz aralık ayında yayımlanan ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi ile çizilmişti. Bu belge ABD’nin küresel iddiasından ziyade “bölgesel tahakkümüne” odaklandığının itirafıydı. Belge özetle şunu söylüyordu: ABD, Çin ile “denge”, Rusya ile “daha ılımlı” bir hat izlerken, enerjisini yeniden “Batı Yarımküreye” yani Latin Amerika’ya verecekti. “Dünyanın her yerine yetişemiyorum ama arka bahçemi kimseye yedirmem” diyen bu strateji, 1823 tarihli Monroe Doktrini’nin 21. yüzyıl versiyonundan başka bir şey değildi. Liberal dünya düzenine liderlik etme hülyasından vazgeçen Washington, kıtadaki egemenliğini mutlak kılmak için saldırganlaşacağını aralık ayında ilan etmişti.
Maskesiz Emperyalizm
Nitekim beklenen oldu. Yılın ilk günlerinde, strateji belgesindeki mürekkep bile kurumadan, ABD savaş makinesi harekete geçti. Aylardır deniz ablukasıyla boğulmaya çalışılan Venezuela, başkent Caracas’a yağan bombalarla uyandı. Uluslararası hukuk, bizzat onu yazdığını iddia edenler tarafından çiğnendi; Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi, bir mafya operasyonunu andıran yöntemle kaçırılarak New York’a, “yargılanmak” üzere götürüldü. Bu tablo karşısında Trump’ın “Venezuela artık bizim yönetimimiz altındadır.” sözleri, sömürge valiliği düzeninin resmi olarak ilan etti. Ancak atlanılan bir şey var: Hugo Chavez’den miras kalan Bolivarcı damar, sadece bir liderin varlığına bağlı değil.
Ünlem’in 10. Sayısından not düşüyoruz
Bugün “Yankee Go Home” sloganları sadece Caracas’ta değil, İstanbul’dan Buenos Aires’e her yerde yankılanıyorsa, bu halkların hafızasındaki direniş geleneği sayesindedir. 2025’te sandık oyunlarıyla, 2026’da bombalarla gelinen bu nokta, Latin Amerika’nın makus talihini yenmek için verdiği kavganın ne kadar hayati olduğunu gösteriyor.
Finali emperyalistler değil, direnen halklar yazacaktır! Şimdi bağımsızlık mücadelesini yükseltme, “Daha fazla Vietnam” deme zamanıdır!