Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

Sayı 8 · Kampüs

Etkinlikten notlar: Devlet eliyle bedava çocuk işçiliği modeli MESEM

18 Aralık 2025

Bilimsel Düşünce Kulübü olarak 15 Aralık günü kampüsümüzde, eğitimci Feray Aytekin Aydoğan’ı ağırladık. Söyleşimizin ana ekseni, son dönemde eğitim politikalarının yapısal bir toplumsal sorun haline gelişi ve özelinde Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) eliyle çocukların “öğrenci” kimliğinden koparılıp nasıl “ucuz işgücü”ne dönüştürüldüğü üzerineydi. Aydoğan’ın aktardıkları, meselenin sadece teknik bir eğitim modeli değişikliği değil, sermayenin ihtiyaçlarına göre tasarlanmış tarihsel ve sınıfsal bir saldırı olduğunu gözler önüne serdi.

“Sermaye için teknik bilgi yeterli”

Aydoğan, MESEM uygulamasının köklerini tarihsel bir perspektifle, İngiltere’deki Sanayi Devrimi dönemi “Pazar Okulları”na benzetti. Nasıl ki o dönem patronlar, çocuk işçilerden daha fazla verim almak için “teknik beceri eğitimi verirken okuma-yazma eğitimi vermeyerek çocukların düşünmesini ve sorgulamasını engelleyecek sadece çalışmasını sağlayacak okullar açtıysa, bugün geldiğimiz nokta da aynı. 12. sınıfa gelmiş ancak temel okuma yazma becerilerinden yoksun, haftanın en az dört günü ağır sanayide çalıştırılan bir “öğrenci” profili yoktan var edildi. 2016’da başlayan ve iktidarın hızla kapsamını genişlettiği bu proje, sadece Türkiye’ye özgü değil; kapitalizmin küresel bir projesi olarak karşımızda duruyor. Ancak Türkiye’de bu süreç, Avrupa’dakinden çok daha vahşi bir emek sömürüsüyle işliyor.

Sınıfsal bir eleme aracı: kimin çocuğu işçi olacak?

Etkinlikte altı çizilen noktalardan biri, sistemin “kimin çocuğunun işçi olacağına” karar veren acımasız mekanizmasıydı. Akademik liselerin kontenjanları bilinçli olarak azaltılırken, öğrenciler zorunlu olarak meslek liselerine ve imam hatiplere yönlendiriliyor. Sistemin %43’ü meslek ve MESEM, geri kalan büyük bir blok ise imam hatiplere ayrılmış durumda. Fen veya Anadolu lisesine giremeyen yoksul halk çocukları için sistemin sunduğu tek “çıkış”, MESEM bataklığı. Eskiden tarım alanında yoğunlaşan çocuk işçiliği, bugün sanayi ve hizmet sektörüne, yani denetimsizliğin ve tehlikenin merkezine kaymış durumda.

MESEM’ler kâğıt üzerinde bir eğitim veriyor gibi görünse de Aydoğan’a göre bu kurumlar eğitim adı altında çocuk işçiliğini perdeliyor. Çocuklar asgari ücretin üçte biri ya da yarısı gibi komik rakamlara çalıştırılıyor; üstelik bu ücreti patron değil, kamu bütçesinden devlet ödüyor. Yani halkın vergileri, sermayeye “bedava işgücü” olarak transfer ediliyor. Çalışma koşulları ise modern köleliği aratmıyor. “Esnek çalışma” adı altında patronun iki dudağı arasına sıkışmış, 14 yaşına kadar indirilmiş bir çocuk emeği sömürüsü var. Yemek yok, servis yok, iş güvenliği yok. İş Kanunu’na göre yasak olmasına rağmen gece vardiyalarında çalıştırılan, uyuşturucu ve suç odaklarının kol gezdiği sanayi sitelerinde savunmasız bırakılan çocuklar görmek mümkün. İş kazalarında %520’ye varan artış ise bu denetimsizliğin kanlı bilançosu.

Çözüm: sadece kapatmak yetmez, kamusal hakları inşa etmeliyiz

Aydoğan, konuşmasının sonunda biz üniversitelilere ve ilerici kamuoyuna ait tarihsel sorumluluğu yineledi. “MESEM’ler kapatılsın” demek pedagojik ve insani bir zorunluluktur; ancak bu söylemi tekrarlarken ülkedeki yoksulluk gerçeğini görmezden gelemeyiz. Bu çocuklar o atölyelere gitmek zorunda bırakılıyor. Dolayısıyla mücadele hattı, sadece bu kurumların kapatılmasını değil; tüm çocuklar için nitelikli burs, ücretsiz yemek, ücretsiz barınma ve eşit, bilimsel bir eğitimi savunmayı kapsamalıdır. Eğitim bir haktır, bir ayrıcalık veya piyasa malı değildir. MESEM projesiyle çocukların elinden alınan sadece eğitim hakkı değil, aynı zamanda çocuklukları ve yaşam haklarıdır. Bugün üniversite sıralarından yükselteceğiniz ses, sanayi sitelerinde pres makineleri arasında sıkışıp kalan o çocukların sesine karışmak zorundadır. Çünkü bu mesele sadece bir eğitim meselesi değil, memleketin geleceğinin kimler tarafından ve nasıl kurulacağı meselesidir.