Okulda kamusal alanı görebilen var mı?
Gazetemizin birinci sayfasında tartıştığımız kamusal alan meselesi, yalnızca İstanbul’un yapısal sıkışmışlığıyla değil, üniversitemizde de kendini gösteriyor. Oturacak yerlerin yetersizliği, kütüphanenin erkenden kapanması, kampüsün 20.00’den sonra karanlığa gömülmesi ve 2009 senesinde “geçici” olduğu iddia edilen ziyaretçi yasağının 16 yıldır yürürlükte olması…
Tüm bunların yanında okulumuzun yurdunun olmayışı ve haftanın büyük bölümünde çalışmak zorunda kalanlara uygun olarak tasaralanan sıkıştırılmış ders programı eklendiğinde, okulla kurduğumuz aidiyet daha da zayıflıyor; sonuçta yine AVM’lere, kafelere, kapalı ve ücretli mekânlara doğru sürükleniyoruz. Üniversitemizdeki kamusal alan eksikliği, çareyi dışarıda tüketmeye itiyor.
Oysa biz öğrenciler, okula yalnızca dersleri tamamlayıp mezun olmak için gelmiyoruz. Üniversiteler her şeyden önce bizim yaşam alanımızdır. Okulumuz bizlerin rahatça vakit geçirebileceği, arkadaşlarımızla, hocalarımızla tartışmalar yapabileceği ortak alanlar olmalıdır.