Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

ManşetSayı 5 · Gündem

Nefes alacağımız yer kalmadı

27 Kasım 2025

İstanbul’daki 3,6 milyon genç, nefes alacak kamusal alanların yokluğuyla sıkışıyor. Yeşil alan oranının yüzde 2,2’ye düştüğü bu şehirde sosyalleşmek artık bir mücadeleye dönüştü. Gençler uzun süren yollar, yüksek maliyetler ve güvensiz sokaklarla örülü görünmez bir yoksulluğa mahkûm ediliyor

İstanbul’da 15-29 yaş aralığında 3,6 milyondan fazla genç yaşıyor. Bu sayı kentin toplam nüfusunun %23,2’sine denk geliyor. İstanbul’daki bu geniş genç nüfusu, kentteki sosyal yaşamını gerçekleştirmek için attığı her adımda cebinden çıkan paraya, saatlerini çalan yollara ve güvensiz sokaklara sıkıştırılıyor. Temel bir ihtiyaç olan “sosyalleşme” kavramı, bütçesi olanın hakkına dönüşmüşken kentte yaşayan gençler, geçinmeye çalışan ve tüketime zorlanan bir kuşağı temsil ediyor.

Yeşil alan kalmadı

Eğer İstanbul’un merkezinde biraz uzakta oturuyorsanız, evinize yakın bir yerde arkadaşlarınızla ücret ödemeden oturup faydalanabileceğiniz bir yeşil alan bulmak imkansız demektir. Bu aktivite için saatlerce yol yapmanız gerekiyor. Bunun sebebini İBB’nin verileri açıkça ortaya koyuyor: İstanbul’daki yeşil alan oranı yalnızca yüzde 2,2. Oslo’nun yüzde 68’i, Viyana’nın yüzde 46’sı, Londra’nın yüzde 33’ü karşısında İstanbul ancak betonla yarışıyor. Yönetmelikte yer alan yüzde 10 standardına dahi yaklaşamayan bir şehirde, gençlerin “nefes alacak alan bulamıyorum” demesi şaşırtıcı değil; asıl şaşırtıcı olan, buna alışmamızın beklenmesi. Bu eksikliğin bedelini gençler ödüyor. Esenyurt’ta yaşayan bir üniversite öğrencisi arkadaşımız, “İki kelime konuşmak için 1-2 saat yol gidiyorum, eve dönünce gün bitmiş oluyor” diyor.

Bir günlük çalışmaya iki saat sosyal hayat

Gaziosmanpaşa’da yaşayan lise öğrencisi arkadaşımızın sözleri ise bu sıkışmanın boyutunu gösteriyor: “Mahallemde park var ama çimlere oturmak yasak. Kadıköy’e gitmem ve geri dönmem 2-3 saat sürüyor. 3 saatlik bir buluşmada da en az 500-600 lira gidiyor. Sosyalleşmek için 6 saat ve 600 liramızı feda etmek zorundayız”.

İstanbul’da sosyalleşmek, gençler için bir hak değil, pahalı bir ritüel. Sadece arkadaşlarıyla oturmak için bir gencin günlük harcaması, 866 lira olan günlük asgari ücret ediyor.

Bir tam günlük çalışmayla elde edilen 866 lira, arkadaşınızla 2-3 saatlik sosyalleşmede eriyor.

Sokakta güven yok

Bu yükü yalnızca ekonomik görmek doğru değil; özellikle genç kadınlar için güvenlik, mekân seçiminin birinci kriteri hâline gelmiş durumda.

“Kamusal alan” dediğimiz şey birçok kadın için gerçek anlamda kamusal değil; sürekli tetikte olmayı dayatan bir risk alanı.

Bir nefes bile politik

Bu sıkışmışlık İstanbul’un kaderi değil; siyasi bir tercihin sonucudur. Park yerine otoyol, meydan yerine AVM, yaya alanı yerine otopark üreten bir kentsel düzenin sonucuyla karşı karşıyayız. Gençleri tüketime mahkûm eden bu düzen, aynı zamanda onları kendi şehirlerinden dışlıyor. Oysa dünyanın birçok kentinde gençler için sosyalleşmek gündelik hayatın bir parçası. Sorbonne’da okuyan 21 yaşındaki Carla’nın “Buluşacağım yere 15 dakikada giderim, iki saatlik çalışmayla o günün masrafını çıkarırım” diye anlatılan, aslında bize neyin eksik olduğunu gösteriyor: kamusal alan, erişilebilirlik ve eşitlik. İstanbul’da gençlerin bu sorununun görünmez bir yoksulluk biçimi olduğunu kavramak, çözüme giden yolun ilk adımıdır.