Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

ManşetSayı 4 · Gündem

Kadın cinayetleri politiktir

20 Kasım 2025

Türkiye’de kadınlar “kaza” sonucu değil, devletin yok saydığı erkek şiddetiyle katlediliyor. İstanbul sözleşmesi uygulansaydı, bugün yüzlerce kadın hayatta olacaktı.

Kazanılmış haklara saldıran her yasa, kadınları daha yoksul, daha yalnız ve daha güvencesiz kılıyor. Ama bu ülkede kadın mücadelesi durmuyor: Eşitlik talebinden dönüş yok.

Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğinden beri 1639 kadın erkek şiddetiyle öldürüldü. Bu sayı yalnızca bir sayaç değil: 1639 hayat, 1639 yarım kalan hikâye, 1639 çalınmış gelecek demek. Ayşe’nin, Ayşenur’un, Hilal’in, İkbal’in, Rojin’in, Bahar’ın ve bugün isimlerini bile bilmediğimiz yüzlerce kadının yaşamı “kaza” ya da “intihar” süsleriyle değil, erkek şiddetiyle ve sadece kadın oldukları için sona erdi. Devlet korusaydı, önleseydi, ciddiye alsaydı bugün yüzlerce kadın hayatta olacaktı. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması, 6284 sayılı kanunun işletilmesi, şiddet faillerine indirimler verilmemesi bu ölümleri durdurabilirdi. Bu cinayetler münferit değil. Kadın cinayetleri politiktir!

Eşitlikten Geri Dönüş Yok!

AKP iktidarı yıllardır kadınların kazanılmış haklarını hedef aldı. Her seçimden sonra daha sert, daha açık mizojinist ve homofobik söylemler duyduk. Bu dönemde doğum kontrolüne erişim kısıtlandı, kürtaj fiilen yasaklandı, 2025 “Aile Yılı” ilan edilir edilmez, nafaka hakkı tartışmaya açıldı ve devlet kadınlara nasıl doğurmaları gerektiğini kamu spotlarıyla, futbolculara taşıttığı pankartlarla anlatmaya kalktı. 100 yıl önce Medeni Kanun ile güvence altına alınmış eşit miras hakkı, 10. Yargı Paketi ile arabulucuya devredilmek istendi. Şimdi ise Adalet Bakanlığı, boşanmayı zorlaştıracak ve kadınları ekonomik şiddete daha açık hale getirecek yeni bir paket hazırlıyor.

Ama biz biliyoruz: Hiçbir yasa, Anayasa’nın eşitlik ilkesinin ve uluslararası sözleşmelerin üstünde değildir.

Aynı Tahakkümün Farklı Yüzleri

“Kutsal aile” anlatılarıyla yıllarca kadınlar ekonomik bağımlılığa mahkûm edildi. Erkek şiddeti aile içinde gizlendi, kadınların çığlığı duyulmadı. Ama kadınlar susmadı. 1987’de “Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” diyen hâkime karşı Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü ile sokaklara çıktılar. 90’larda “Feminizm sapıklıktır, flört fahişeliktir” diyenlere düdük eylemiyle yanıt verdiler. Münevver Karabulut’un katledilmesinin ardından kurulan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz!” diyerek mücadeleyi büyüttü. Devlet ise bu mücadeleyi engellemek için platforma kapatma davası açtı. Ama biz de biliyoruz: Kadın mücadelesi durdurulamaz.

Susmuyoruz, Korkmuyoruz, İtaat Etmiyoruz!

Kadına yönelik şiddet verilerini saklayan, açıklamayan, failleri aklayan, delil karartan, iyi hâl indirimleri dağıtan devlet; görevini yapana kadar sesimizi büyütmeye devam edeceğiz. Çünkü artık yeter.

Çünkü yaşamlarımızdan, bedenlerimizden, haklarımızdan vazgeçmiyoruz. Bir kişi daha eksilmeyeceğiz! Bu ülkede kadınlar eşit ve özgür olana kadar mücadele bitmeyecek!