Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

Sayı 4 · Kampüs

Genç kadınların Türkiye gerçeği

20 Kasım 2025

İçselleştirilmiş mizojini yüzünden kadınlar olarak günlük hayatımızda devamlı olarak etiketleniyor, kalıplara sokuluyoruz. Kendimizi istediğimiz gibi ifade etmekten, sesli konuşmaktan, söz almaktan, fikirlerimizi belirtmekten, cinsel yönelimimizi açıklamaktan çekiniyor, korkuyoruz. Repütasyonlarımızı, kariyerimizi, sosyal hayatlarımızı zedeleyebilecek etiketlerden kaçmak için kendimiz olamıyoruz. Okulumuzdan bir kadın arkadaşımız hissettiklerini şöyle ifade ediyor: “Taciz söylemlerinden kaçmak için giydiğim kıyafetlere dikkat etmek zorunda kalıyorum. Sokakta yürürken birçok kez sözlü tacize maruz kaldım ve kendimi korumak için kendimce önlemler almaya çalışıyorum. Sosyal medyada da herhangi bir fotoğraf paylaşmadan önce iki kez düşünüyorum; üzerimdeki kıyafet, bulunduğum mekân, duruşum, gülümseyişim yüzünden etiketlenmek veya rahatsız edici mesajlar almak istemiyorum. Hatta o fotoğrafların, başıma bir şey gelmesi durumunda, benim hakkımda bir imaj yaratmak, başıma gelenleri normalleştirmek, tacizcimi veya katilimi haklı göstermek için kullanılabileceğini bile hesaplıyorum.” Yani kadın öğrenciler, çevrelerindeki toplumsal normların baskısını her an üzerlerinde taşıyor; giydikleri bir tişörtün bile insanların onları ciddiye alışını, tacize uğrama olasılıklarını etkilediğinin bilincindeler. Bu yüzden kendimizi gerçekleştiremiyor, kimliklerimizi saklamak, karakterimizi törpülemek, kendi arzularımızdan ve özgürlüğümüzden vazgeçmek zorunda kalıyoruz.

“İstanbul’u istediğim gibi deneyimleyemiyorum.”

Kadınlar sokaklarda yürürken taciz edilmekten, takip edilmekten ya da öldürülmekten korktuğu için yaşadıkları şehirlerde istediği gibi dolaşamıyor, var olamıyor. Okulumuzdaki bir kadın arkadaşımız bu acı gerçekleri şöyle anlattı: “İstanbul’u istediğim gibi deneyimleyemiyorum. Tek başıma gezmeye bile korkuyorum. Ben ve tanıdığım her kadının sürekli tetikte olduğunu, olası tüm tehlikeleri hesapladığını biliyorum. Sözlü tacize uğramak günlük hayatımızın bir parçası oldu.

Grupça gezdiğimizde de tacize uğruyoruz, hayır kelimesinden anlamayan erkeklerle uğraşıyoruz. Her buluşmamızın sonunda birbirimizin eve sağ salim varıp varmadığını kontrol ediyoruz.”

Bu durum gösteriyor ki kadınlar yalnızca kendi güvenlikleri için değil, çevrelerindeki tüm kadınlar için de sürekli bir endişe halindeler.

Her gün başka bir kadının katledilmesine, arkadaşlarının taciz edilmesine ve üstelik devletin tüm bunlara rağmen onları korumak için hiçbir şey yapmamasına, hatta tacizciyi ve katili koruyan kararlar alınmasına tanık oluyorlar.

Emeği Görülmeyen, Liderliği Sorgulanan Kadınlar

Görüştüğümüz kadın arkadaşlarımız, siyasi partilerde kadınlara yeterince yer açılmadığını ve milletvekili listelerinde cinsiyet eşitliğini gözetiyormuş gibi pozisyon almak adına bir elin parmağını geçmeyecek kadar kadına yer verildiğini vurguluyor. Siyaset için kadınların fazla duygusal ve agresif olduğu kanısının yıkılması imkânsız bir tabu haline geldiğinin altını çiziyorlar. Yeteri kadar çalışırsa erkeklerle aynı konuma ulaşıp eşit karşılığı almayı bekleyen kadınlara bir darbe de iş hayatındaki “babalarından” yani patronlarından geliyor. Arkadaşlarımız, kadınların liderlik özelliklerinin daha sık sorgulanmaya açıldığını ve çoğu zaman lider olamayacak kadar “hassas” olduklarının düşünüldüğünü belirtiyor. Çocuğun bakımı konusundaki sorumluluklar anneye yüklendiği için bu durumun kadınların istihdamını baltalayan en acı gerçeklerden biri olduğunu da es geçmiyorlar.

“Özgürce gezmek, öğrenmek, yaşamak istiyoruz.”

Tüm bu gerçeklikler yüzünden katledilen, taciz edilen ve haklarından mahrum bırakılan kadınların acısını paylaştığını söyleyen arkadaşımız ihtiyacımız olan değişimi şöyle anlattı: “Kadın öğrenciler olarak, korkmadan nefes alabildiğimiz, fikirlerimizi ve kimliklerimizi özgürce ortaya koyabildiğimiz, şiddet ve ayrımcılığın olmadığı, istediğimiz tüm deneyimleri yaşayabildiğimiz, kendimizi gerçekleştirebildiğimiz bir dünya istiyoruz. Devletin ve üniversitenin bizi koruyup desteklediği, adaletin ve eşitliğin gerçek anlamda yaşandığı bir dünya. Biz özgürce var olmak istiyoruz! Bu değişime giden yolun kendi çevremizden başladığını da çok iyi biliyoruz.”