Tam bağımsız Türkiye
60’ların sonu ve 70’lerin başında Türkiye’deki ABD askeri üsleri, NATO üyeliği ve Amerikan 6. Filosu’nun varlığı, halk tarafından bir işgal ve millî egemenlik kaybı olarak görülüyordu. Bu durum, devletin güvenlik aygıtlarının yanı sıra ABD fonlu Komünizmle Mücadele Dernekleri ve Komando Kamplarının halkın karşısına dikilmesine yol açtı. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Sinan Cemgil gibi isimler, öğrenci boykotları ve kitlesel mitinglerin sistemi değiştirmeye yetmeyeceğine inanmaya başlamışlardı.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları; Tam Bağımsız Türkiye ideali için üniversite amfilerinden çıkıp kırsal ve şehir hareketlerinin öncüsü oldular. 4 Mart 1971’de 4 Amerikan askerinin kaçırılması, ABD’nin memleketimizde ev sahibi değil, işgalci olduğu mesajını verdi. Ancak bu eylem büyük bir kopuşa sebep oldu. 12 Mart 1971’de TSK’nın Süleyman Demirel hükümetine muhtıra vererek istifaya zorlamasıyla başlayan baskı süreci, 1961 Anayasası’ndaki birçok özgürlüğün kısıtlanmasıyla devam etti. Bu durum, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın sivil bir yargıdan ziyade askeri hâkimler tarafından hukuksuz olarak yargılanmalarına zemin oluşturacaktı. Sanıkların savunma hakları kısıtlandı ve idam kararının onaylanmasını hızlandıran yasalar tasarlandı.
Gezmiş ve arkadaşları 16 Mart’ta Sivas Şarkışla’da yakalanıp Ankara 1 No.lu Askeri Mahkemesinde yargılandı. Sağ siyasetçilerin 1960 darbesi sonrası idam edilen Adnan Menderes’in intikamını almak amacıyla TBMM’de idamlara “evet” demesi, hukuk tarihimize kara bir leke olarak geçti. Ulucanlar Cezaevi’ndeki infazlar beklenen caydırıcılığı yaratmadı; aksine, sanıkların “Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedik” sözleri, dönemin sağ-sol çatışmasını aşan bir ulusal onur tartışması başlattı.
GÜNÜMÜZ İÇİN NE İFADE EDİYOR?
6 Mayıs 1972 sabahı gerçekleşen idamlar, aslında 4 Mart 1971’de başlayan o büyük kopuşun bir finali olarak, Türkiye’de yargının siyasallaşmasının en somut örneği oldu. Bugün ise bu tarih, geçmişte kalmış hüzünlü bir anma gününden ziyade; ekonomik bağımlılığa ve sömürüye karşı verilen anti-emperyalist mücadelenin sembolü niteliğindedir. Denizlerin darağacında yaşamları pahasına savunduğu “Tam Bağımsız Türkiye” şiarı, emperyalizmin bugünkü sinsi formlarına karşı durmanın en net tarihsel referansı olmaya devam etmektedir. Tam da bu yüzden 6 Mayıs’ta omuz omuza alanları doldurmak, yaratılmak istenen caydırıcılığın ve korku ikliminin işe yaramadığını göstermek, geçmişin bu bağımsızlık cüretini bugünün direnişleriyle birleştirerek yeni nesillere aktarmak için hayati bir önem taşımaktadır.