Üniversiteliler çalışmaya mecbur
Sömürü düzeninin bekçisi olan Saray rejiminin uyguladığı yoksullaştırma politikaları, arkadaşlarımızı ağır çalışma koşullarına mecbur bırakıyor. Sermayenin bitmek bilmeyen kâr hırsına doyması için çocukları dahi birer ucuz iş gücü aparatına dönüştüren bu çarpık düzen; gençliğimizi, hayallerimizi ve geleceğimizi fabrikaların çarkları arasında öğütmekten çekinmiyor. Bu düzenin tam ortasında çalışan ve aynı zamanda İstanbul Üniversitesi’nde okuyan N.A ve B.U isimli arkadaşlarımız, süreci ve yaşadıklarını kendi cümleleriyle Ünlem’e anlattı:
Ünlem: Mevcut yaşam koşullarınızı sürdürebilmek için çalışmayı bir ekonomik zorunluluk olarak görüyor musunuz?
N.A: Evet kesinlikle görüyorum. Ben KYK’da kalıyorum ve yalnızca KYK bursu alıyorum. Bursumun yarısıyla yurt ücretimi karşılıyorum. Faturalar ve abonelikleri eklediğimizde burstan geriye bir şey kalmıyor. Kardeşim şu anda YKS’ye hazırlanıyor ve ailemin mevcut durumundan ötürü geçinimi sağlamak için çalışmak zorundayım.
B.U: Ben burs almıyorum ve yalnızca ailemden ekonomik destek alabiliyorum. Bu nedenle temel ihtiyaçlarımı karşılamak için bile çalışmak zorundayım.
Ünlem: Çalışma hayatınızın, öğrencilik sorumluluklarınız ve akademik performansınız üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
N.A: Açıkçası haftanın beş günü çalıştığım için vizelerime hazırlanmaya vaktim kalmadı. Önceliğim hayatımı idame ettirebilmek olduğu için vizelerden düşük alayım fakat geçeyim düşüncesiyle hareket ediyorum.
B.U: Beni çok kısıtlıyor. Çalışmayan bir öğrenciye kıyasla çok daha erken bir saatte kalkıyorum. Uykusuzluk ve mesafe beni çok etkiliyor.
Ünlem: Günlük rutininiz ve sorumluluklarınız düşünüldüğünde, kendinizi işçi kimliğinize mi yoksa öğrenci kimliğinize mi ait hissediyorsunuz?
N.A: İki kimliğe de tam olarak sığabildiğimi düşünmüyorum. Ne işçiyim ne de öğrenci, bu düzenle kendimi ikisinden birine koyamıyorum. İşçiler kadar ağır şartlarda çalıştığımı düşünmediğim için kendimi işçi olarak sınıflandıramıyorum. Ama bir öğrenci gibi de yaşadığımı düşünmüyorum.
B.U: Öğrenci kimliğime ait hissediyorum. Çalıştığım koşullar ve yaptığım işten dolayı kendimi bir işçi olarak gördüğümü söylemek doğru olmaz. Benden çok daha ağır şartlara sahip işçiler var.
Ünlem: Hem okuyan hem çalışan biri olarak 1 Mayıs sizin için ne anlam ifade ediyor?
N.A: Kendimi tam bir işçi olarak sınıflandıramasam da emeğin görünürlüğü ve hak talebi adına haklı ve önemli bir gün olarak görüyorum.
B.U: Bir öğrenci olarak geçim endişesiyle yaşamaya itilmem nedeniyle bu özel günü; bu zorluğun görünür olduğu ve işçilerin bir arada, birlikte ve güçlü olabildiği bir gün olarak görüyorum.
GELECEKSİZLİĞE KARŞI ORTAK MÜCADELE
N.A ve B.U’nun anlattıkları, hepimizin ortak gerçeğidir. Gençliğimizi çalan sömürüye karşı dayanışmadan başka yolumuz yok. Hakkımız olanı savunmak için 1 Mayıs’ta yan yana, meydanlardayız!