Toplumsal muhalefete topyekûn kuşatma
Halkın rızasını üretemeyen gerici ve piyasacı tek adam rejimi, ömrünü ancak elindeki yargı sopasını savurarak sürdürebileceğinin farkında. Rıza üretiminden vazgeçtikçe baskı aygıtlarına sarılan iktidar; işçiden öğrenciye, gazeteciden kadınlara, köylüden akademisyene dek kendi tekelinde olmayan herkese saldırıyor. 19 Mart’tan bu yana tırmanan bu dalga, tüm toplumsal muhalefeti ezmeyi ve toplumu dizayn etmeyi hedefliyor.
15 MİLYON İRADEYE DARBE
Yargı darbesinin en net hedeflerinden biri yerel yönetimler oldu. 31 Mart 2024 gecesi “demokrasimize sahip çıkıyoruz, milletin mesajını aldık” diyen iktidar, kaybettiği belediyeleri yargı kumpaslarıyla teker teker alıyor. Son olarak Bursa Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in tutuklanmasıyla 3 milyon yurttaşın iradesi gasp edilmiş oldu. Böylece son bir yılda tutuklanan CHP’li belediye başkanı sayısı 22’ye ulaştı. Kayyım atamaları, tutuklamalar ve direkt transferlerle bugüne dek 15 milyondan fazla yurttaşın iradesi doğrudan yok sayıldı. Amaç, kazananın saray tarafından önceden belirlendiği seçimsiz, muhalefetsiz bir dikta rejimi tahkim etmek.
DOĞAYA VE EMEĞE KELEPÇE
İktidarın elindeki yargı, aynı zamanda vatandaş yerine yağma ve sömürünün merkezleri olan holdingleri güvence altına alıyor. Toprağını ve emeğini savunanlar ile maden şirketleri arasındaki savaşta yargı, açık bir şekilde sermayenin yanında olduğunu göstermiştir. Limak’ın doğa katliamına karşı toprağını savunan Esra Işık 11 gündür, tekstil işçisinin kölelik düzenine karşı direnen Mehmet Türkmen haftalardır tutuklu. Maden işçisinin ve köylünün direnişini savunan Başaran Aksu da aynı yargı sopasıyla hapsedildi.
LAİKLİK SAVUNUSU SUÇ DEĞİLDİR
Rejimin kuşatmasındaki bir diğer kale ise laiklik. Korkut Boratav, Müjde Ar, Ayşe Kulin, Timur Soykan ve okulumuz hocalarından Selin Pelek gibi isimlerin aralarında bulunduğu 168 yazar, sanatçı, akademisyen ve gazeteci imzacısı oldukları “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” metni nedeniyle soruşturma konusu oldu. İlk imzacıların ardından on binlerce yurttaşın desteklediği bildiride, şeriatçı dayatmaları reddeden aydınlar, anayasal bir ilkeyi savundukları için yargı kıskacında. İktidar, inanç temelli düşmanlıkları engelleyen laiklikten korktuğunu, bu savunuyu suç sayarak bir kez daha itiraf ediyor. Laikliği savunanlar sadece aydınlar değil. Bu savununun faturasını gençler de ödüyor. Sefaköy’de “Şeriata karşı laiklik” yazılaması yapan üç genç, iki aydır ev hapsinde tutuluyor. Şeriat çığırtkanları sokaklarda özgürce gezerken, anayasal hakkını savunan gençler dört duvara kapatılıyor. Aynı sansür sarmalı, hakikatin peşindeki gazetecileri de hedef alıyor. Ünlem’in sayfalarında ve Bilimsel Düşünce Kulübü etkinliklerinde sıkça vurguladığımız gibi, halkı bilgilendirmek bugün doğrudan suç unsuru sayılıyor. Sansüre boyun eğmediği için 22 gündür tutuklu bulunan gazeteci İsmail Arı, bu karartma operasyonunun son muhattaplarından.
19 MART RUHUYLA BİRLEŞİK MÜCADELE
İktidarın tüm bu saldırıları, ayrı ayrı okunduğunda takip edilmesi imkansız ve birkaç gün sonra unutulacak sıcak gündemler olarak görülebilir. Ancak her biri, birbiriyle iç içe geçen, toplumun muhalif kesimlerini tahakküm altına alma stratejisinin bir adımı. Ancak bu rejimin önündeki tek engel açık bir şekilde duruyor: İktidarın tahakküm ve sömürü düzeniyle kuşattığı her öğrenci, her kadın, her işçi, her gazeteci ve toplumun tüm kesimlerinin birleşik mücadeleyi inşa etmesi en acil görevimizdir. Bu saldırıların karşısında durabilecek tek engel bu birleşik mücadeledir. Demokratik bir ülkeyi vermeyecekler, birleşik mücadelemizle biz alacağız. Vermeyecekler Alacağız!