Kimin üniversitesi olduğunu hatırla!
12 Eylül faşist darbesinin ardından, devrimci gençliğin 70’lerde yükselttiği mücadeleyi bastırmak ve özerk, demokratik üniversite fikrini ortadan kaldırmak için kurulan YÖK 44 yaşında. 1402’liklerle başlayan akademisyen kıyımı, bugün rektör atamalarıyla, disiplin soruşturmalarıyla, özel güvenlik ablukalarıyla sürüyor. Bugün YÖK, üniversiteleri saray rejiminin ihtiyaçlarına göre şekillendiren, tek adam yönetiminin doğrudan bir aracına dönüşmüş durumda. Bugün üniversitelerde yalnızca YÖK değil, kayyum rejimi hüküm sürüyor. Rektörler tek adamın kararnameleriyle atanıyor; öğrenciler, öğretim üyeleri, üniversite emekçileri karar süreçlerinden dışlanıyor. Kampüsler polis ve ÖGB kuşatması altında; ilerici sesler bastırılırken Ülkü Ocakları ve gerici yapılar devlet korumasında örgütleniyor.
Laboratuvarlardan amfilere kadar her alan, bilimin değil iktidarın gözetimi altına alınmış durumda.
Eğitimin ticarileştirilmesi ve üniversitelerin piyasaya açılmasında YÖK aracı görevi görüyor. Ama bu tabloda direnen bir damar var: Her 6 Kasım’da sokaklara çıkan, kampüs kapılarında barikatlara rağmen sesini duyuran, “parasız, demokratik, bilimsel, özerk üniversite” diyen öğrenciler var.
Geçmişin devrimci gençliğinden bugünün öğrencilerine miras kalan bu mücadele, hâlâ aynı sorumluluğu taşımaya devam ediyor.
Öğrenciler YÖK’ün 44. yılında, bugün cisimlenişi saray rejiminin baskıcı karanlığı altında olan üniversitelerin yalnızca bilimsel değil, siyasal ve toplumsal bir alan olduğunu yeniden hatırlatıyor. Ancak 19 Mart’ta barikatları aşan öğrenciler biliyor ki, cumhurbaşkanlığı sistemiyle işlevi sadece saray rejiminin bir aracına dönüşen YÖK’e karşı mücadele, tek adam rejimine karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Bugün de tek adamcı faşist rejime karşı demokratik bir Türkiye ve özerk demokratik üniversite talebiyle birleşik bir öğrenci hareketinin kurulması sorunu güncel üniversite hareketinin en acil görevi olarak duruyor. YÖK’ün 44. yılında, üniversitenin yalnızca bilimsel değil, siyasal ve toplumsal bir alan olduğunu yeniden hatırlatıyoruz. Akademik özerklik, öğrencinin, hocanın ve emekçinin söz ve karar hakkı olmadan kurulamaz. Kampüsler sermayenin değil, toplumun hizmetindedir.
Ne olmuştu?
12 Eylül 1980 darbesinin ardından kurulan Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 6 Kasım 1981’de yürürlüğe girdi. Darbe yönetimi, üniversitelerdeki özerk yapıyı ortadan kaldırarak tüm yükseköğretimi merkezileştirdi. YÖK, o günden bu yana rektör atamaları, disiplin soruşturmaları ve özel güvenlik politikalarıyla bu denetim sistemini sürdürüyor.