Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

Sayı 19 · Gündem

Basın özgürlüğü kıskacında gazetecilik

7 Nisan 2026

Bu pazartesi 6 Nisan öldürülen Gazeteciler gününde Bilimsel Düşünce Kulübü olarak Türkiye’de Basın Özgürlüğü etkinliğimizi gerçekleştirdik. Etkinliğin satırbaşları şu şekilde:

“ANA AKIMIN ÇÖKÜŞÜ, BAĞIMSIZ MEDYANIN YÜKSELİŞİNİ GETİRDİ”

Sözlerine, gazeteciliğin taşıdığı pek çok olumsuzluğa rağmen gençlerle bir arada olmanın verdiği umudu dile getirerek başlayan Berkant Gültekin, Türkiye’de basının bugünkü durumunu anlamak için yakın tarihi işaret etti. 90’lı yılların siyasi cinayetler, koalisyonlar, ekonomik krizler ve depremle anılan karanlık tablosunun ardından, 2001 krizi ve AKP’nin iktidara gelişiyle medyada yeni bir dönemin başladığını hatırlattı. Gültekin, siyasal İslamcı iktidarın rejimi dönüştürme pratiğinin medyadaki yansımasının “havuz medyası” olduğunu ifade etti: “Ana akım medyanın gazeteciliğe ihanet ettiğini yıllarca söyledik. Ancak iktidar gücünü o kadar artırdı ki gazeteciliğin yüzde onuna bile tahammül edemez hale geldi. Bugün geldiğimiz noktada medyanın yüzde 95’i iktidarın kontrolü altında.”

GEZİ DİRENİŞİ BİR KIRILMA NOKTASIYDI

Bu baskı ortamında “bağımsız medya” fenomeninin nasıl güçlendiğini BirGün örneği üzerinden anlatan Gültekin, 2013’teki Gezi Direnişi’nin temel bir kırılma yarattığının altını çizdi. Toplumun, sokaktaki eylemlerini ertesi gün ana akım gazetelerde göremediğinde büyük bir uyanış yaşadığını belirten Gültekin, “O an toplum silkelenmeye ve medyayı sorgulamaya başladı. İktidara bağlı olmayan, ana akımdan kopan gazetecilerin kurduğu organlar dikkat çekmeye başladı” dedi. Bugün 15 gazetecinin tutuklu olmasının çöken bir medya düzeninin kanıtı olduğunu belirten Gültekin, sözlerini gazeteciliğin sahiplenilmesi çağrısıyla noktaladı: “Ana akım medya varken okurlar sadece birer müşteriydi. Bağımsız medya döneminde ise okur, bizzat okuyucusu olduğu medyanın sahibi olmak zorundadır. Bu mesele isimlerin değil, halkın haber alma hakkının ve demokrasinin meselesidir. Gazetelere sahip çıkın.”

“GAZETECİ HALKTAN YANA TARAF OLMALIDIR”

Sözü devralan okulumuz mezunu gazeteci Furkan Karabay, konuşmasına Türkiye’de basın özgürlüğünün olmayışına dair net bir tespitle başladı. Gazeteci İsmail Arı’nın, bir vakıftaki yolsuzluğu ortaya çıkardığı için kamu görevi yapmasına rağmen “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” suçlamasıyla tutuklanmasını örnek gösteren Karabay, basın özgürlüğünün olduğu bir ülkede bu tablonun yaşanmayacağını vurguladı.

İktidarın kendi ana akımını yaratma çabalarına da değinen Karabay, Habertürk ve Halk TV arasındaki isim geçişlerini hatırlatarak, iktidarın muhalif yayınları izlemeye başlayan kitleyi kendi alanına çekmek için yeni stratejiler denediğini belirtti.

“OTOSANSÜR YAPMIYORUM DİYEN YALAN SÖYLER”

Medya üzerindeki baskının gazetecileri zorunlu bir yaratıcılığa ittiğini belirten Karabay, sansür gerçeğini şu çarpıcı sözlerle ifade etti: “Otosansür yapmıyorum diyen yalan söylüyordur. Bir haberi çırılçıplak da verebilirsiniz, ona elbise dikip de sunabilirsiniz. Büyük ve tehlikeli bir haberiniz varsa, bunu önce bir milletvekiline verip onun Meclis’te açıklamasını sağlar, ardından haberleştirebilirsiniz. Önemli olan kamuoyundan bir şey saklamamaktır; bu, mesleğin vebalidir.” Karabay, gazetecinin objektif olmasının doğru olmadığını; tarafını seçmesi gerektiğini, bu tarafın da her zaman ezilenden, azınlıktan ve halktan yana olması gerektiğini savundu.

“BENİ AYAKTA TUTAN, GAZETECİLİK SORUMLULUĞUMDU”

Konuşmasında yaklaşık 7 ay süren hapishane deneyimine de değinen Karabay, hapisin romantize edilmesini doğru bulmadığını belirtti. Cezaevinin insanı değiştirebilen zorlu bir yer olduğunu belirten gazeteci, “Bir insanın o zor koşullarda ayakta kalabilmesi için ilkeleri ve bir tarafı olması gerekir. Beni hapse atan şey sorumluluklarımı yerine getirmekti. Adli koğuşlarda kaldığım o 7 ay boyunca da yazmaya, üretmeye devam ettim. Çünkü bizim meselemiz sadece haber yapıp para kazanmak değil; insanın insanca yaşamasını savunmaktır,” dedi. Karabay, salondaki gençlere “Benim başıma gelmez dediğiniz şeyler yarın sizin de başınıza gelebilir,” uyarısında bulunarak dayanışmanın ve mesleki sorumluluğun önemini hatırlattı.