Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

Sayı 15 · Kampüs

Sanat sürgünde, sahne bizim!

10 Mart 2026

Üniversiteyi sadece sınavlardan, beton binalardan ve şirket sponsorluklarından ibaret gören zihniyet ve piyasa aklı, kampüsteki yaşam alanlarımızı daraltmaya devam ediyor. “Tasarruf” bahanesiyle öğrenciler sınırlanırken, kampüsün hafızasını sırtlayan sanat toplulukları fiilen tasfiye edilmek isteniyor. Okulumuzun en köklü topluluklarından GSÜTT (Galatasaray Üniversitesi Tiyatro Topluluğu) de bu sistematik ilgisizliğin ve mekânsızlaştırma politikasının tam merkezinde. GSÜTT’teki sıra arkadaşlarımızdan aldığımız, kampüsün gerçek sahiplerinin kim olduğunu hatırlatan bu haklı mektubu, dayanışmayı büyütmek adına sayfalarımıza taşıyoruz.

GSÜ Tiyatro topluluğundan mektup var

“Üniversite toplulukları, kampüsü salt bir eğitim kurumu olmaktan çıkarıp bilginin toplumsallaştığı ve kolektif yaşamın deneyimlendiği bir ‘kamusal alan’ haline getiren en dinamik yapılardır.

Özellikle sanat ve düşünce odaklı topluluklar, sistemin bize dayattığı ‘uyumlu iş gücü’ olma rolünü reddederek; yan yana gelmenin, paylaşmanın ve yaratıcılığın gücünü hatırlatır. Çünkü gerçek sanat ve derinlikli düşünce, yalıtılmış tek kişilik odalarda değil; ortak bir dert ve heyecan etrafında birleşenlerin omuz omuza vermesiyle yeşerir.

Bizler, okulumuzun en köklü öğrenci topluluğu olan, 32 yıldır durmadan üreten ve içinden onlarca tiyatrocu, sayısız bağımsız ekip çıkaran Galatasaray Üniversitesi Tiyatro Topluluğu olarak, bugün üniversiteyi piyasa mantığına teslim edenlerin hedefindeyiz ve derin imkansızlıklarla boğuşuyoruz.

32 YILLIK ÇINAR, 32 YILDIR SAHNESİZ

GSÜTT, pek çok üniversite tiyatrosunun aksine yıllardır ‘sahnesiz’ bir ekip. Oyun gösterimlerimizi kampüs dışındaki sahnelerde yapmak zorunda bırakıldığımız gibi, atölye ve provalarımız için de okulun köşe bucaklarında yer arıyoruz. 2022 yılına kadar çalışmalarımızı yürüttüğümüz Coşkun Kırca Salonu, okulun bitmek bilmeyen inşaat süreçlerine kurban edilerek elimizden alındı ve idari odalara dönüştürüldü. Ortak bir yaşam alanı olan bu salonun gasp edilmesiyle kendi okulumuzda ‘göçebe’ konumuna itildik.

Saat 18.00’den sonra Aydın Doğan önü veya Saray binasının koridorlarında sürdürmeye çalıştığımız provalar; bizi ‘ders var’ diyen akademisyenlerle ve öğrencilerle karşı karşıya bırakıyor. Yeni yapılan mühendislik binasına bir sahne inşa edilmesi talebimiz ise duvarlara çarpıp geri dönüyor. Okul yönetimi, ders çalışan arkadaşlarımızın haklı ‘sessizlik’ talebiyle, bizim meşru ‘üretim’ hakkımızı sinsice karşı karşıya getirerek aradan sıyrılmaya çalışıyor.

SERMAYEYE TEŞVİK, SANATA ‘TASARRUF’

Temmuz 2023’te yürürlüğe giren ve faturası her zamanki gibi öğrenciye kesilen ‘Tasarruf Tedbirleri’ genelgesi, zaten kısıtlı olan ödeneklerimizi tamamen sıfırlayarak sanatsal üretimi fiilen bir lüks haline getirdi. Kulüplere verilen fotokopi ücretleri, okulu temsilen yapılan gezilerdeki cüzi harcırahlar bile artık yok. Kampüsü şirketlerin panayırına çeviren kariyer kulüpleri devasa sponsorluk ağlarıyla desteklenirken; piyasa mantığına sığmayan bizler kendi kaderimize terk ediliyoruz. Bu ilgisizliğin en trajik örneğini pandemi dönüşü yaşadık: Yılların emeği olan dekor ve kostümlerimizin rutubetli, boyasız ve havasız bir odaya istiflendiğini, çoğunun çürüyerek kullanılamaz hale geldiğini gördük.

KAMUSAL ALANLAR DARALIYOR

Okulun otobüs imkanlarından turnelerimiz için yararlandırılmamamız yetmezmiş gibi, kampüs dışındaki kamusal alanlar da daralıyor. Yıllardır ‘boş tarih yok’ denilerek ticari ekiplerin gerisine itildiğimiz belediye sahneleri de artık tamamen ücretli hale getirildi. Okulunda sahnesi bulunmayan, maddi desteği kesilen bir öğrenci topluluğunun bu şartlarda üretim yapması sistem tarafından ‘teorik olarak imkansız’ hale getiriliyor. Bu, öğrenci tiyatrosunun kamusal alandan tamamen silinmesi demek oluyor.

Sanatı ve eleştirel düşünceyi kampüsün dışına itmek, üniversiteyi ruhsuz bir diploma fabrikasına dönüştürme projesidir. Bizler, GSÜTT olarak, 32 yıllık tarihimizden aldığımız güçle haykırıyoruz: Üniversite, sadece beton binalardan ve derslerden ibaret değildir. Üniversite, o binaların içinde yankılanan aykırı seslerin ve ‘başka bir dünya’ düşü kuranların ortak iradesidir. Sahnemiz, bütçemiz ve emeğimiz için yan yana durmaya ve inatla üretmeye devam edeceğiz!”