Galatasaray Üniversitesi’nin haftalık gazetesidir.Sayı: 32 · 27 Ekim 2026 · Ücretsizdir

ManşetSayı 14 · Gündem

İnadına laiklik inadına eşitlik

3 Mart 2026

Devletin; yönetimde ve toplumsal yaşamın her alanında bilimsel ve rasyonel kurumlar oluşturup işleterek bunların din dışı kalmasını sağlaması, tüm inançlara ya da inançsızlığa karşı tarafsız kalması; laiklik ilkesinin akıllara gelen ilk tanımını oluşturur.

KADINLAR İÇİN LAİKLİĞİN ÖNEMİ

Medeni Kanun’un kabulüyle ilerleyen süreçte dini dogmaların boyunduruğundan sıyrılarak kadınlara eşit yurttaşlık statüsü kazandıran bir dizi devrim yaşandı. Çok eşliliğin kaldırılmasından resmi nikah zorunluluğuna, miras ve boşanma hukukunda eşitliğe kadar inanç ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin toplumsal yaşamda eşitlik zemini inşa edilirken aynı zamanda kadınların özneleşmesinin de önü açıldı.

Bu bağlamda laik toplum düzeni; dini kamusal olandan ayırıp kişisel bir alana çekerek düşünce, vicdan ve inanç özgürlüğünü temin etmenin yanı sıra kadını dini referanslarla hayatın dışına iten uygulamalara da ket vurarak hukuki görünürlüğü sağlamayı hedefliyor.

Siyasal İslamcı rejimlerin kadınların haklarına, bedenlerine, emeklerine hatta doğrudan varlıklarına saldırması laikliğin hayati önemini bize gösteriyor.

GERİCİLİĞİN HEDEFİ KADINLAR

Bunun bir örneği olarak, Afganistan’da Taliban’ın iktidara gelmesinin ardından, “iffet” bahanesiyle 8 yaş üstü kız çocuklarının okula gitmesi yasaklanmış ve eğitim hakları gasp edilmiştir. Kadınların vücudun tüm bölümlerini kapatan “burka” olmadan ve yanlarında kan bağından bir erkek bulunması haricinde sokağa çıkmaları engellendi. Şeriat rejimi, kadın kimliğini hedef aldı. İran İslam Devrimiyle gelen başörtüsü zorunluluğu, rejimin istediği gibi örtünmediği gerekçesiyle katledilen Mahsa Amini’nin ve olay sonrasındaki eylemlerde tutuklanarak idam edilen kadınların geleceğini çaldı. Suriye’de cihatçı IŞİD/HTŞ çeteleri en ağır bedeli saçları kesilerek saldırılan Kürt ve Alevi kadınlara ödetti. Bölge halklarını kontrol altına alma amacıyla gerici güçleri besleyen emperyalistler, vahşetin merkezine kadınları yerleştirdi.

ÜLKEMİZDEKİ GERİCİLEŞTİRME

Kadınların kazanılmış haklarının dinci gerici bir kuşatma altında aşındırıldığı AKP iktidarının laiklikle olan hesaplaşması ise her geçen gün daha da saldırganlaştı. Zaman içinde “Kadın ve erkek fıtratı gereği eşit olamaz.” söylemi ile “Kadın herkesin içinde kahkaha atmayacak, iffetli olacak.” demeci Taliban ve molla rejimi zihniyetinin net bir uzantısı olarak karşımıza çıktı. Bu noktada İstanbul Sözleşmesi’nin “bir gecede” değil; insan haklarını gözeten adil hukuk kadrolarının tasfiye edildiği, iktidar sahiplerinin kadın düşmanı sözlerinin politik bir üslup haline geldiği bir laiklik kazanımları tasfiyesi sürecinin sonucunda feshedildiği gerçeğiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Kutsal aile safsatalarıyla LGBTİ+’ları kriminalize eden yargı paketleri, nafaka tartışmaları, Diyanet eliyle saldırılan miras hakkı, “kol kırılsın, yen içinde kalsın.” vurgusu yapan arabuluculuk söylemleri, kürtaja erişimin kısıtlanması gerici rejiminin karanlığını gözler önüne seriyor. Bu gerici abluka; kadını evin içine hapsederek emeğini görünmez hale getirip sömüren ve yeri geldiğinde hangi yolla doğum yapması gerektiğini bile dikte ederek kadın bedeni üzerinde tahakküm kuran patriyarkal kapitalizmden ayrı düşünülemez.

Gerici-piyasacı iktidar aktörlerinin “baş düşmanı” laiklik; kadınların özgürlüğünün teminatı ve yaşam güvencesidir. Kazanılmış haklarımızdan, eşitlikten, hayatın her alanında laiklikten vazgeçmeyeceğiz. Şeriatçı dayatmaları reddediyoruz, karanlığa teslim olmayacağız!