Ölmeye değil, okumaya geldik
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin yayımladığı rapora göre mevcut iktidar döneminde en az 907 çocuk işçi hayatını kaybetti.
Yaşam hakkı elinden alınan ve ölüme mahkûm edilen çocukların isimlerini zikretmeden sayısal bir veri kullanarak giriş yapmak, vicdanen içimize sinmese de zaman zaman unutulan hatta yok sayılan bu trajik gerçeklikle yüzleşmeyi hedefliyoruz.
Geçtiğimiz günlerde Tekirdağ’da çalıştığı tuğla fabrikasında gece vardiyasına kalan 16 yaşındaki çocuk işçi Mustafa Eti, soğuktan korunmak amacıyla yaktığı ateşi güçlendirmeye çalışırken meydana gelen patlama sonucunda ağır yanıklarla hastaneye kaldırıldı. On günlük bir mücadelenin ardından yaşamını yitirdi. Yine yakın zamanda Aksaray’da çalıştığı mobilya atölyesinde üzerine kereste düşen 16 yaşındaki Ruhi Can Çıracı hayatını kaybetti.
İş kazalarında yitirdiğimiz çocuklar, Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) programını da sorgulamaya açıyor. Lise çağındaki başvurabildiği program ile çıraklık, örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alındı. İşletmelerin çırak ihtiyacının karşılanması ve mesleği deneyimleyerek sahada öğrenmenin amaçlandığı belirtilse de program, çocukların emeğini pazarlayarak sermayeye bedava iş gücü olanağı sunuyor. Yalnızca sermayenin ekmeğine yağ süren ve çocuklar üzerinden işleyen emek sömürüsü düzeni sağlık ve can güvenliği de gözetilmeden devlet eliyle yeniden inşa ediliyor. Bu bağlamda çocuk işçi ölümlerini “kaza” olarak adlandırılması kabul edilemez. Okul-sektör, daha doğrusu devlet-sermaye ittifakının “çıraklık” eğitimi adı altında meşrulaştırdığı tabiri caizse kurda kuzu teslim eden bu uygulamalar, yoksul ve dezavantajlı çocukları niteliksiz bir eğitimden geçirerek alt metinde tek çarenin erken yaşta çalışmak ve para kazanmak olduğu vurgusunu yapıyor. Yoksulluğa terk edilerek eğitim hakkı gasp edilen ve eve ekmek götürmekzorunda bırakılan çocuklar, devlet tarafından kaderine terk ediliyor. Sermayenin işlettiği kar çarkı içinde hiçbir güvence olmadan hayata tutunmaya çalışan çocukların bir “uzuv kaybı”olmadığı sürece yaşadıkları yaralanmalar kaza olarak bile değerlendirilmiyor! Çocuk emeği, ekonominin bir parçası gibi görülüyor ve çocuk işçiliği toplumsal olarak da normalleştiriliyor. Çocuk işçiliğini yasaklamak ve çocukların örgün eğitim içinde kalmalarını sağlayacak eşitlikçi ve nitelikli politikalar uygulamak yerine, halk çocuklarının göz göre göre ölüme göndermesine sebep olan yoksulluğa karşı sermaye iktidarını kollayarak çanak tutan devlet politikalarının düpedüz cinayet işlediği açıktır.
Okulda olması gereken çocukları sermayenin kucağına bırakıp ölüme terk eden bu düzene başkaldırıyoruz! Hayatı çalınan her çocuğun hesabını soracağız! Gençlik susmaz, gençlik unutmaz!